14 Ocak 2026 Çarşamba

 

Yabancı Seyahatnamelerde Şebinkarahisar X

 

     RUS KÖKENLİ BİLİM İNSANI PIERRE ALEXANDROWITSCH DE TSCHİHATSCHEFF

                                     (PYOTR ALEKSANDROVİCH CHİKHACHEV)’İN

                               1858 YILINDA ŞEBİNKARAHİSAR’DAN TESPİTLERİ

                Giriş

            Bu çalışmada, Rus kökenli seyyah, diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff’in (URL 1) (Pyotr Aleksandrovich Chikhachev – Özkan, 2025), 1847-1860 yılları arasında Anadolu’da çok sayıda seyahat gerçekleştiren ve bunlardan 1858 yılında gerçekleştirdiği yedinci seyahatinde, Şebinkarahisar’da yaptığı inceleme sonuçları ve tespitleri değerlendirilecektir.

            1808 yılında Gatchina / Rusya’da doğan Tschihatscheff, 1835 yılında, Rus Dışişleri Bakanlığı Asya Dairesinde çevirmenlik olan resmi görevinden ayrılarak bilimsel çalışmalarına başlamıştır. Freiburg, Münih, Berlin ve Paris’te jeoloji eğitimi almış ve ilk jeolojik etütlerini İtalya ve Güney Fransa’da yapmıştır. 1840 yılında yayınladığı ilk makalesi ile Avrupa’da tanınmaya başlamıştır (Özkan, 2025). 1842 yılında Sibirya, Altay Dağları’nda gezi ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirmiştir. 1845-1847 yılları arasında İstanbul’da, Rus elçiliğinde ataşe olarak çalışmış ve bu dönemde yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiştir. 1847’den 1863’e kadar Anadolu ve civarında toplam 14 bin kilometrelik bir güzergâhı yaya olarak dolaşmıştır. Seyahatlerinde jeolojik ve topoğrafik veriler toplamış, bitki, fosil ve hayvan koleksiyonları biriktirmiştir. Bu inceleme gezilerinin sonuçlarını sekiz ciltlik Asie Mineure, Description Physique, Statistique Et Archéologique De Cette Contrée (Küçük Asya, Bu Ülkenin Fiziki, İstatistiki ve Arkeolojik Tasviri) adlı dev eserinde toplamıştır. Eserin ilk cildi 1853'te, sonuncusu ise 1869'da yayınlanmıştır. (Özkan, 2025, URL 2, URL 3)

            Anadolu'nun coğrafyası, jeolojisi, klimatolojisi, zoolojisi, botaniği ve paleontolojisini kapsayan ve Tschihatscheff’’in doğa bilimlerinin farklı dallarında çok sayıda uzmanın iş birliği ile gerçekleştirdiği klasik bir çalışma olan Asie Mineure, Description Physique, Statistique Et Archéologique De Cette Contrée eseri bugün dahi önemli bir yere sahiptir (Özkan, 2025).

            Eserde, Karahisar’ın jeolojisi, şap madeninin üretimi ve ekonomik önemi, Karahisar’dan toplanmış bitki örnekleri hakkında bilgiler de yer almaktadır. Bu bilgiler, Tschihatscheff’in seyahati sırasında yazdığı ve Fransa’da Comptes Rendus isimli dergide ve daha sonra da kitap halinde getirilerek Brüksel’de yayınlanan Lettres Sur La Turquıe (Türkiye Mektupları) isimli kitabında ve Berlin’de yayınlanan Zeitschrift für Allgemeine Erdkunde (Genel Coğrafya Dergisi) isimli dergideki gezi notlarında da yer almaktadır.

            Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff, Şebinkarahisar’da 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve “Şebin Gülü” olarak bilinen çiçeği ilk tanımlayan bilim insanıdır. Alman Şarkiyatçı Andreas David Mordtmann ile Almanya’nın Afrika kaşifi Heinrich Barth, Barth da, Tschihatscheff  ile aynı yıl, 1858 yılının Kasım ayında Karahisar’a gelmişlerdir. Seyyahların Karahisar’a geldiği 1858 yılında Abdulmecit padişahtır. 1853 yılında başlayan ve Kırım Savaşı adı verilen Osmanlı-Rus savaşı 1856 yılında sona ermiş ve Islahat Fermanı yayınlanmıştır.      

                                                                             

                                                    Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff 
(https://www.arkeolojikhaber.com/haber-pierre-de-tchihatchef-pyotr-aleksandrovic-cihacov-22403/         19.12.2025)

            Güzergah 

            Tschihatscheff’in 1858 yılında Anadolu’da gerçekleştirdiği 7. gezinin güzergahı, Osmanlı kervan yollarından ve askeri yollardan farklı ve de günümüzdeki ana yolların güzergahı dışındadır  (URL 4).

            10 Mayıs 1858’de Samsun’dan yola çıkan Tschihatscheff, Tekkeköy, Erbaa (Sunnisa), Niksar, Başçiftlik’ten Koyulhisar (Kule-hissar)’a gelmiş, Koyulhisar’dan sonra Akçaağıl (Agdja), Gözköy (Göschkoi) yolunu izleyerek ve Kelkit Çayı üzerinde nehrin oldukça daraldığı ve nerede ise kuruduğu kısımda bulunan “sallanan bir tahta köprüden” geçerek, 6 saatlik bir yolculuktan sonra, 12 Haziran 1858’de Karahisar (Schabkhana-Karahissar)’a ulaşmıştır. 13 Haziran ve 14 Haziran’da Karahisar’da kalan Tschihatscheff, 15 Haziran’da Giresun’a gitmek için yola çıkmış ve 3 saatlik yolculuktan sonra Licese (Lisdja)’ye varmıştır. 16 Haziran günü de Licese’den hareketle Kazankaya (Kazgankaya) üzerinden 7 saatlik bir yolculukla Kümbet’e gitmiştir (Tschihatscheff, 1859). 

            Tschihatscheff, kendi deyimi ile, Karahisar’dan Giresun’a gitmek için, Kümbethan üzerinden giden ve bölgenin ıssızlığı ve zorlu kayalık dağlar nedeniyle pek kullanılmayan rota ile batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın rota olarak kabul edilen rota arasında tercih yapmış ve Licese köyündeki şap yataklarının üzerinden geçtiği için ve şap madenlerini ziyaret etmek amacı ile Kümbet üzerinden giden zorlu rotayı tercih etmiştir (Tschihatscheff,  1859). Karahisar Licese arasındaki yolun güzergahı da, günümüzde kullanılan Şebinkarahisar-Giresun Yolu’nun güzergahından farklıdır. Bu güzergah, Tamzara’da, Alasapus-Karşıbahçe-Ağbayır güzergahını izleyerek, eski Deliktaş Tüneli’nin bulunduğu tepenin üzerinden Gedahor’a geçmektedir.

             Karahisar-Licese-Kümbet güzergahı, Tschihatscheff’e birçok ilginç jeolojik gözlem fırsatı sunmuş, şap üretiminin ilkel yöntemlerle yapıldığını gözlemlemesini, birçok bitki numunesi toplamasını sağlamıştır (Tschihatscheff, 1860). Büyük zorluklarla geçtiği bu güzergah, anlatımına göre, Haziran ayında dahi kışlık kıyafetler giymek zorunda kalan bir doğa bilimci olarak kendisine zengin bir keşif imkanı sunmuş ve on bir attan oluşan küçük kervanı bu bilimsel keşiflerini taşımakta yetersiz kalmıştır (Tschihatscheff, 1859).

            Tschihatscheff’in anlatımında bahsi geçen “batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın rota” ise tarihsel Karahisar-Giresun Yolu’dur. Nitekim aynı yıl, Karahisar’a gelen Alman seyyah Heinrich Barth’ın Armutlu Köyünün yerini tarif ederken kullandığı “Yassuruk (Öksürük) tepesi ile daha alçak bir tepe arasındaki vadide Giresun'a giden çetin yolun üzerinde” şeklindeki ifade  ile  Heinrich Barth ile birlikte Karahisar’a gelen Alman Seyyah A.D. Mordtmann’ın, Armutlu köyünün sağından geçen yoldan Giresun’a gidiliyor demesi, (Barth, 1860, 2017) Karahisar-Giresun Yolu’nun, Öksürük Kayasının solundan ve günümüzde “Etir Kavaklığı” adı verilen mevkiden geçtiği anlamına gelmektedir. 

                                                                         


                        Tschihatscheff’in Güzergahı ( https://www.bmarchives.org/items/show/100202868#)  

                 Şap Madeni

             Tschihatscheff, seyahat esnasında yazdığı mektuplarında ve daha sonra yayınladığı kitabında Karahisar’daki şap madeni ve alunit yatakları hakkında önemli ve ayrıntılı bilgiler vermiş ve şapın Avrupa için ekonomik önemine dikkat çekmiştir. Dağları jeolojik açıdan inceleyen Tschihatscheff dört maden türü tespit etmiştir (Özkan 2025)

            Tschihatscheff,’e göre, kasabaya adını veren (Chabbkhane-Karahissar'ın kelime anlamı şudur: Chabb, şap, khané, yatak, rezervuar, Karahissar, kara, siyah, hissar, kale; Şap Yataklı Siyah Kale) şap madeni sadece jeolojik açıdan değil, Osmanlı hükümeti dışındaki bir rejimde kazanacağı endüstriyel önem açısından da oldukça dikkat çekicidir. 

 

            “Kompakt, sarımsı bir kütle halinde ve konkoidal kırılma gösteren bu alunit, siyenit içinde (neredeyse her zaman oldukça fazla aşınmış) hem yatay hem de dikey olarak küçük yuvalar veya kamalar oluşturuyor gibi görünmektedir. Bu, en azından cevherin çıkarıldığı, kasabadan Licese köyüne giden yolun hemen yanında, 1725 metre rakımda, “Lidjesé Sou” deresi tarafından sulanan vadinin kenarındaki tepelerin yamaçlarında çok yaygın olan huni şeklindeki kazıların görünümünden anlaşılan şeydir.”

 

            Seyahatin yapıldığı 15 Haziran 1858’de, Licese sakinleri, yeni bir işletmeye başlamadan birkaç yıldır çıkarılan cevheri eritmekle yetinmektedirler. Bu da çalışmaların açık ocaklarda yapılmış olması gerektiği anlamına gelmektedir. Öncesinde tüm vilayete şap sağlayan taş ocaklarının yakıt eksikliğinden dolayı neredeyse terk edildiği görülmektedir. “Şap, Karahisar'dan 12 kilometre uzaklıktaki, kimsenin başka bir amaçla kullanmayı düşünmeyeceği ıssız bölgelerdeki ormanlardan çıkarıldığı için” kasabanın valisi, keresteyi kamu hazinesini değil kendi zenginliğini artırmak için kullanmayı amaçlayıp Licese’nin yoksul sakinlerine vergi koyduğundan, çalışmaların devamı imkânsız hale gelmiştir. Kısacası, yerel yetkililer ve uzun yıllardır hükümete cüzi ödeme karşılığında bu tür bir endüstriyi yürüten Ermeniler tarafından çıkarılan zorluklar nedeniyle, bu madenlerin hiçbiri 1858 yılında işletilmemektedir.

            Tschihatscheff,’e göre, kristalize şapın elde edilme süreçleri Avrupa'da hayal edilmesi zor olacak kadar vahşidir.

 

            “Cevher önce kabaca inşa edilmiş taş fırınlarda kavrulur. İç duvarlar, cevherin fırının ağzına kadar yığıldığı ve daha sonra yakıldığı odunla kaplıdır. Kalsinasyon işlemi cevheri ufalanabilir ve gözenekli bir maddeye indirgediğinde, dört ila beş ay boyunca açık havaya maruz bırakılır; daha sonra tamamen parçalanmış ve toz haline gelmiş bu malzeme, alt kısmında bir delik bulunan ve bir tıkaçla kapatılmış, suyla dolu bir kil kazana atılır. Kazanın altında yakılan ateş suyu kaynatıp cevherin bir kısmı çözündüğünde ve yüzeyde macun kıvamında bir madde kaldığında, tıpa çıkarılır ve su, kazanı destekleyen yerden biraz daha aşağıda bulunan bir oyuğa giden küçük bir kanaldan akar. Toprağa kazılmış, iç duvarları astarsız bu kapalı alanda toplanan su, çözeltiyi hızla çökelterek güzel şap kristalleri oluşturur.”

 

            Karahisar'ı çevreleyen köylerde yaşayan az sayıdaki yoksul ve eğitimsiz Ermeni ve Rumların uyguladığı ve yukarıda tarif edilen metalurjik işlemlerin ilkelliğine ve basitliğine rağmen, elde ettikleri ürün o kadar saftır ki, yapılan analizlerde, Silika... 35.75, Alümina... 44.80, Demir oksit... 1.20, Potasyum... 6.55, Soda... 6.45, Sülfürik asit… 8.40, Kalsinasyon kaybı… 23.60 (99,55) şeklinde saptanmıştır.

            Licese sakinlerinin verdiği bilgiye göre de, bölgedeki şap üretimi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Yine, yöredeki yaygın bir rivayete göre, 1858’de dahi tamamen ormansızlaştırılmış olan tüm alan bir zamanlar yoğun ormanlarla kaplıdır ve bunlar zamanla tükenmiştir.

            Tschihatscheff, MS 60 civarında yaşamış olan Dioskorides’in, (hekim ve farmokoloji bilgini Pedanius Dioskorides-URL 5) şap (ἡ στυπτηρία) ile ünlü, Mısır, Melos adası, Makedonya, Lipari adası, Sardinya, Hieropolis yakınlarındaki Frigya, Afrika ve Ermenistan’ı sıraladığını (Diosc., De Mater. med., lib. V, 122), Pliny’nin de (Romalı yazardoğa bilimcidoğa filozofu  Gaius Plinius Secundus-URL 6) (list. nat., lib. XXXV) aynı ülkelerden bahsettiğini ve Pontus'u da eklediğini ifade ettikten sonra, Karahisar’ın tam olarak Pontus ve Ermenistan sınırında yer aldığını söylemektedir. Bu da, bu maddeye değer vermiş oldukları anlamına gelmektedir. Tschihatscheff’e göre, şap, antik çağlarda sadece tıbbi bir madde ve deri ve yün hazırlamada kullanılan bir malzeme olarak değil, aynı zamanda odunu yangından koruma aracı olarak da önemlidir, asla yanmaz ve bu da eski çağlarda büyük miktarda şap tüketimine sebebiyet vermiş olacağı değerlendirilmektedir.

            Karahisar dağları, Avrupa'ya sağlayacak kadar bol miktarda, neredeyse her zaman yalnızca açık ocaklarda yapılan çalışmalarla ve düşük maliyetle elde edilen mükemmel şap içermektedir.  Tschihatscheff, Karahisar’daki şap üretiminin varolan cehalete rağmen, yine de %25 ila %30 kar getirdiği düşünüldüğünde, bir Avrupa şirketi tarafından işletilmesinin her açıdan parlak bir sonuç vereceğini kabul etmektedir. Alunitin çıkarılmasının kolaylığı, yeraltı çalışmasına gerek duyulmaması, neredeyse her yerde bulunan bu cevherin bolluğu göz önüne alındığında, bu sanayi dalının Avrupalılara emanet edilmesi durumunda, Karahisar ile kıyı noktaları arasında yollar inşa ederek işe başlayacakları dikkate alındığında, kısa sürede Avrupa'ya düşük fiyatlarla muazzam miktarda şap sağlanacaktır. Karahisar'a en yakın kıyı noktası, Giresun (Kireskun) şehridir ve İstanbul’a düzenli vapur seferleri mevcuttur. Bu iki kasaba arasında, Aksu (Ak Sou) vadisi ve Paryadres'in (Giresun Dağları) yüksek platolarından değil, o günlerde kervanların kullandığı güzergahın biraz batısından bir at arabası yolu kurulabilecei belirtilmektedir. Şapın Giresun’a teslimatında ortaya çıkacak nakliye masrafları ile dahi, Avrupa'daki fiyatların çok altında kalacak ve oraya vardığında bile Avrupa’daki fiyata ulaşmayacaktır. Maden mevcut haliyle çok az gelir getiren bir imtiyazla çalıştırıldığı için, en yüksek teklifi verenin, Türk hükümetinden imtiyazı hemen elde etmesi de mümkündür (Tschihatscheff, 1858, 1859, 1867; Özkan, 2025)

            Tschihatscheff ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah Heinrich Barth, “pazar yerinde bol miktarda şap satılmaktaydı. Öğrendiğimize göre, burada bulunan dört şap ocağından toplam 100.000 okka şap elde ediliyormuş. Bize bildirildiğine göre, şap elde edilen maden ocaklarının içinde sadece yatay yönde galeriler bulunuyormuş” şeklinde yazmıştır (Barth, 2017).

            Tschihatscheff ise huni şeklinde kazılardan bahsetmekte ve üretimin çok düşük ve verimsiz olduğunu belirtmektedir. Hatta açık ocaklardan üretim yapılmış olduğunu ileri sürmektedir. Madenleri yakından inceleyen ve özellikle de şap madenini görmek için Giresun’a giden zorlu güzergahı seçen, maden üreticileri ve Licese sakinleri ile görüşen, yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiş olan Tschihatscheff’in anlatımlarının gerçeğe daha yakın olduğunu kabul etmek gerekir.

            Selçuklu Devleti zamanından itibaren şapın çıkarılması ve ihraç edilmesi işi kısmi özerkliği olan bir batılı şirkete ihale edilmiştir. Şebinkarahisar, tarihte Türkiye’deki en önemli sap madenlerinden birine sahiptir. Buradan elde edilen ve Türkiye’de üretilenlerin en kalitelisi olan şap, Giresun limanından Batı’ya ihraç edilmektedir ki bu ticarette de daha 1275’li yıllardan itibaren Cenevizliler oldukça önemli bir rol üstlenmişlerdir (Çavuşdere, 2007). Osmanlıda ise Şebinkarahisar şap madenleri Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren, devlete ait bir arazi veya gelirin bir bedel karşılığında kiraya verilmesi veya geçici olarak devredilmesi anlamına gelen mukataa sistemi içerisine dâhil edilerek doğrudan devlet mülkiyetine alınmış ve gelirleri devlet hazinesine aktarılmıştır. Üretilen şapların satışından elde edilen meblağın diğer şap sahalarına göre çok daha büyük miktarlara olduğu da bilinmektedir (Kansız, 2018).

                Tschihatscheff, seyahati sırasında 28 Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan yazdığı mektubunda, Avrupalı bir şirketin şap madenciliğini üstlendiğinde Karahisar bölgesinin tüm Avrupa’ya tedarikçi ve tüketiciler için eşit derecede uygun koşullarda mükemmel şap sağlayabileceğini söylemişken ve bu görüşünü 1867 yılında yayınladığı Jeoloji kitabında da yinelemişken (Tschihatscheff, 1859; 1867; 1858; Özkan, 2025) 1866’da Karahisar’a gelen İngiliz diplomat seyyah J.G. Taylor, Selçuklular zamanında daha çok Avrupa'ya gönderilen şap madenlerinin o tarihte yalnızca Türk illerine gönderildiğini ifade etmektedir (Taylor, 1868).

            Bu arada, Tschihatscheff, seyahati sırasında 28 Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan yazdığı mektubunda, Karahisar’da madenlerin bulunduğu dağları jeolojik açıdan incelediğini, dört maden türünün mevcut olduğunu, maden yataklarının zenginliği ve işletilmesinin kolay olması nedeniyle maden sayısının yüz kat artacağını söylemiştir (Tschihatscheff, 1859; Özkan, 2025). Diğer deyim ile Tschihatscheff, sadece şap madeni üzerinde durmamış, diğer madenleri de araştırmıştır.

             “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü”

             Tschihatscheff, tüm seyahatlerinde bitki numuneleri de toplamış, tespitlerini üç cilt halinde kitap olarak yayınlamıştır (Tschihatscheff, 1860). Topladığı numunelerin bir kısmı  “St. Petersburglu Prof Fisher tarafından” tanımlanmış (Boisseir, 1867), daha sonra İsviçreli botanikçikâşif ve matematikçi Pierre Edmond Boissier  numuneleri yeniden değerlendirilmiş ve tanımlamıştır.

            Tschihatscheff, Akçaağıl-Karahisar-Licese-Kümbet (Agdja- Schabkhana-Karahissar- Lisdja - Kumbetkhan) güzergahında 80 bitkinin numunesini almış, daha sonra bunları numuneyi aldığı yeri veya güzergahı ve bulunduğu yerin rakımını da belirterek tasnif ve tespit etmiş, isimlendirmiş ve hem botanik kitabında ve hem de jeoloji ile ilgili kitabında bunlara yer vermiştir (Tschihatscheff, 1860; Tschihatscheff, 1867)                                                                 

         Tschihatscheff’in Karahisar’dan, topladığı bitki numuneleri arasında, 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve adına “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” de denen Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ Gülü) isimli bitki/çiçek de vardır. Bu bitkinin numunesi, 16 Haziran 1858’de Licese’den Kazankaya üzerinden Kümbet’e giderken ve Licese ve Kümbet arasında, 1700-1800 metre yükseltide elde edilmiştir. (Tschihatscheff, 1860)

                                                                               


                         Adonis cyllenea var. paryadrica Tchihatcheff tarafından alınan ilk numune

(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)

            Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğü, Giresun Şube Müdürlüğü tarafından, 150 yıl süreyle izine rastlanmayan bitkinin tekrar bulunması için 2017 yılında çalışma başlatılmış, aynı yıl Totak Dağı çevresinde bitkiye ait bir popülasyon belirlenmiştir. 2018 yılındaki arazi çalışmalarında, bitki Şebinkarahisar ve Alucra’da toplam altı farklı bölgede tekrar tespit edilmiştir (Kandemir, 2018). Giresun Şube Müdürlüğünün hazırladığı eylem planındaki ifade ile,

 

“Boissier 1867 yılında ülkemizden ilk olarak 1858 yılında Tchihatcheff tarafından toplanan bir örneği (Tchihatcheff s.n.) bazı morfolojik özelliklerine göre ayırmış ve A. cyllenea Boiss., ... var. paryadrica Boiss. taksonunu ülkemiz endemiği olarak tanımlamıştır… Taksonun tip örneği İsviçre‘de bulunan Cenevre Herbaryumu’nda saklanmaktadır” (Doğa Koruma, 2018)

 

            Eylem Planında, A. cyllenea var. paryadrica taksonuna halk veya bilim insanları tarafından verilmiş bir isim mevcut olmadığı, Adonis cinsi - Kan Damlası ve A. cyllenea türü - Horoz Gülü olarak adlandırıldığı ve çalışmada bitki için Türkçe olarak “Sarı Dağ Gülü” isminin benimsendiğinin ifade edilmesine karşın (Doğa Koruma, 2018) Anadolu Ajansı’nın 12. Bölge Müdürlüğünün açıklamasına dayandırdığı 09.08.2017 tarihli haberinde “Yöresel adı ''Şebinkarahisar Gülü" olan bitkinin, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fergan Karaer, Erzincan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kandemir'in yönlendirmeleriyle yeni bir çalışma başlatıldığı vurgulanan açıklamada, Şebinkarahisar'da yaşayan Birdal Coşkun ve Metin Kütükçü'nün katkıları, Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Ertan Kuduban ve ekibinin özverili çalışması sonucu 150 yıllık aranın ardından tekrar tespit edildiği” ibarelerine yer verilmiştir (URL 7).

            Eylem Planında ayrıca, bitkinin yöresel adına rastlanılmadığı, Şebinkarahisar bölgesinde yaşayan insanlarla yapılan röportajlarda halkın bitkiyi son yılda basından duymasıyla genellikle “Şebinkarahisar Gülü” olarak adlandırdığının tespit edildiği ifade edilmiştir (Eylem Planı, 2018).

            150 yıl sonra varlığı tekrar saptanan Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ Gülü) veya “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” Türk Endemiği olarak koruma altına alınmış olup, izlenmesi ve korunması gereken önemli bitkiler arasındadır.

                                                                               

                                                    Şebinkarahisar (Şebin) Gülü
(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)

                                                                                    

                                               (Tschihatscheff, Botanik I, 1860, sf 373)                     

                   Karahisar

             Tschihatscheff’in anlatımı ile, “Ağca (Agdja)’dan bir saatlik mesafede, 1095 metre yükseklikteki yoksul Gölköy (Gölkoi) köyünden geçtik ve sağda, yaklaşık bir yarım saatlik mesafede oldukça büyük Endres (Endrés) kasabacığını ve biraz ilerisinde Avcılı (Awdjely) köyünü gördük. Sola saptık ve Endres’in eteğinde bulunduğu dağ sırası ile Germeli Çayı (Germeli-tschaï) arasında uzanan çok dağlık bölgeyi aştık. Çeyrek saatlik dik bir tırmanıştan sonra, yüksekliğini 980 metre olarak ölçtüğüm çorak bir platoya ulaştık ve burada sağda Gözköy (Göschkoi) köyünü gördük. Ağca’dan 2,5 saat sonra, nehrin sağ kıyısını sınırlayan dağın yamacında kurulu Tatarlar köyünü gördük. Bölge hep çorak ve sevimsiz olup gitgide düzleşiyor. Ağca’dan üç saat sonra, (burada iyice daralan ve neredeyse susuz kalan) nehrin üzerinden sallanan ahşap bir köprüyle geçtik; nehir aynı zamanda eski adını da kaybediyor ve buradan itibaren Kirkit Çayı (Kiepert’in haritasında dendiği gibi Kalkit değil) olarak adlandırılıyor. Köprünün biraz aşağısında nehir tekrar çok genişler ve yine neredeyse kurumuş olan ve batıya doğru akan Ova Çayı’nı (Ova-tschaï) içine alır; onu sağımızda bıraktık ve geniş bir ova boyunca kıvrılarak akan Kirkit Çayı’nın sağ kıyısını kısa bir mesafe takip ettik. 4 saat sonra Karkit Çayı’nın neredeyse tamamen kurumuş yatağını geçtik ve Güneybatı’dan Kuzeydoğu’ya uzanan önemli bir tepeye tırmandık. Yaklaşık bir saat süren bu tırmanış, yamacın eğiminin az olması nedeniyle son derece rahattı” (Tschihatscheff, 1859).

 

         “1587 metre yükseklikteki bir platoya ulaştık ve ortasında, yamaçlarını Karahisar (Schabkhana-Karahissar) kasabasının son derece pitoresk  (manzarasının resim gibi güzel, estetik açıdan etkileyici ve sanatsal kompozisyona uygun) bir şekilde kapladığı, tamamen izole devasa kaya kütlesinin yükseldiği; güzel, dalgalı ve engebeli bir ovaya indik. Şehirden manzara büyüleyicidir ve güneyde; tamamı karla kaplı, sarp, ortalama olarak Güney-Güneydoğu’dan Kuzey-Kuzeybatı’ya doğru uzanan yüksek bir dağ sırtı ile sınırlanan hayranlık uyandırıcı bir panorama sunar. Bana burayı Penil Dağı adıyla tanıttılar; büyük olasılıkla büyük Kepan Dağı silsilesine aittir. Şehrin üst kısmının yüksekliğini 1613 metre olarak ölçtüm.13 ve 14 Haziran tarihlerinde Karahisar’da (Schabkhana-Karahissar) kaldık. Şehrin 1500 hanesi var, bunlardan 500’ü Ermenidir. Evlerin neredeyse tamamı grimsi, güneşte kurutulmuş çok kaba tuğladan kısmen de balçıktan yapılmıştır; üstteki yatay düz örtü çatıyı oluşturur. Muhtemelen Orta Çağ’dan kalma eski duvar ve kule kalıntıları, bu devasa trakit kayanın zirvesini çok pitoresk bir şekilde çevreler ve şehre tamamen hakim bir konumdadır. Bölge, antik kalıntılarla doludur” (Tschihatscheff, 1859).

 

            Anlatımda, Ağca’dan 3,5 saat sonra geçilen “sallanan ahşap köprü”nün, Yumurcaktaş Köyü yakınlarında bulunan ve günümüzde Kılıçkaya Baraj Gölü içinde kalan Kurbağa Köprüsü olması kuvvetle muhtemeldir. Kelkit Çayı’nın kurumuş olduğunun söylenmesi ve de Haziran ayında böyle bir olayın yaşanması da dikkat çekicidir.

            Tschihatscheff’in anlatımlarında "güneşte kurutulmuş tuğla" denilerek Anadolu mimarisindeki "kerpiç" yapı tarif edilmiştir. Aynı şekilde “düz örtü çatıyı oluşturur” şeklindeki anlatım da düz toprak dam anlamına gelmektedir. Karahisar’ı ziyaret eden seyyahların üzerinde durdukları önemli konulardan birisi evlerin durumu ve mimaridir. Örneğin, İskoçyalı bir sanatçı, yazar, diplomat ve gezgin olan Sir Robert Ker Porter’a göre, 1819 Şebinkarahisar’ında evler çoğunlukla iki katlıdır ve birbiri üzerine sıralanmıştır (Porter 1823). 1826 yılı Ağustos ayında Karahisar’a gelen Fransız doğa bilimci diplomat Victor Fontanier, evlerin çok kötü olduğunu söylemektedir (Fontanier, 1829). Tschihatscheff ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah Heinrich Barth’a göre ise, evler o tarihte tercih edilen yapı tarzında, yani ahşaptan yapılmış ana iskeletin arasındaki boşlukların kerpiçle doldurulması şeklinde inşa edilmektedir. Halbuki bu dolaylarda bol miktarda taş bulunduğundan, evler taştan yapılabilirdi. Ancak, evler pek de sağlam görünmemekle beraber, epeyce yüksek olduklarından, çok gösterişlidirler ve dört katlı olanları bile vardır denilmektedir (Barth, 2017).

            Tschihatscheff, kaleyi jeolojik açıdan devasa bir volkanik (tirakit) oluşum olarak nitelendirmiştir. 

            Yabani Hayvan Varlığı

             Hayvanlar hakkında tespitlerini de kaleme alan Tschihatscheff, Karahisar ve çevresindeki yırtıcı hayvan varlığı ile ilgili olarak Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde geçen Taşhan’ın kapsında gördüğünü söylediği postu doldurulmuş aslan anlatımını esas almıştır:

            “Evliya Efendi bize Karahisar (Schabhané Karahissar) şehrinin kapılarından birinde, devasa boyutta içi doldurulmuş bir aslan gördüğünü bildirir. "Bu canavar hayvan," diye gözlemler, "yedi yıl boyunca şehir civarının belası olmuştu; ayakları sütunlara benziyordu; ancak ne Bağdat aslanının güzelliğine ne de o muhteşem yelesine sahipti."

            Yazar şunları ekler: "Aslanlar ova sakinleri olduklarından, söz konusu olan bu aslan çok dağlık bir bölgede bulunmuş olmasıyla daha da dikkate değerdir. Ayrıca, bu bölgenin tamamı sık ormanlarla kaplı dağları; leopar, vaşak, yaban koyunu, kurt, tilki ve çakallarla o kadar doludur ki, yerliler odun kesmeye giderken vahşi hayvanların kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Bir gün gezilerini bu dağlara kadar uzatan bir Kazak müfrezesi, bu etoburlara yem olmuştur. Türk gezginin bu pasajı, aslanın Pontus dağlarındaki varlığının 17. yüzyılda bile tespit edilmiş olması ve bu bölgede sadece yaklaşık iki yüz yıldır bir değişimin meydana gelmiş olması bakımından daha da dikkate değerdir; çünkü ben her ne kadar Karahisar'ın bizzat civarını ziyaret etmemiş olsam da, bu şehirden çok uzak olmayan, özellikle Niksar ile kıyı arasında bulunan çok sayıda ve az çok ağaçlıklı surları/engelleri geçtim ve aslanlardan bahsedildiğini hiç duymadım. Tüm Küçük Asya'da bolca bulunan çakallar hariç, Evliya'nın bahsettiği vahşi hayvanların hiçbirini görmedim. Dahası, modern gezginler arasında Pontus Alplerine en çok nüfuz etmiş kişi olan Mösyö Charles Koch, Osmanlı gezgininin aktardığına benzer hiçbir olaydan hiçbir yerde bahsetmemektedir; ki Osmanlı gezgini bu olayı, kurgu olarak reddedilmesine izin vermeyecek kadar büyük bir eminlikle ve detayla formüle etmiştir.

            Buradan şu sonuç çıkmaktadır ki: Aslanın Küçük Asya topraklarından çekilmesi ve genel olarak yırtıcı hayvanların sayısındaki belirgin azalma, oldukça yakın bir tarihte (yaklaşık iki yüzyıldır) gerçekleşmiştir. Pontus ve Ermenistan'daki ormansızlaşmanın (déboisement) hızlı ilerleyişi üzerine söylediklerimiz, burada yeni bir destek bulacaktır.

            Her ne olursa olsun, aslanın sadece Hadrianus zamanında, yani bin altı yüz yıldan fazla bir süre önce yaşadığı Avrupa bölgelerini değil, aynı zamanda 16. yüzyılda hala görüldüğü Küçük Asya'yı terk ettiğinden şüphe edilemez. Ayrıca yarımadaya (Anadolu'ya) komşu olan ve eskiden yaşadığı birçok bölgeyi de boşaltmıştır” (Tschihatscheff, 1856, 1887; Havzoğlu, 2021).

             Sonuç

            Rus seyyah, diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de Tchihatscheff’in 1858 yılında Anadolu’ya gerçekleştirdiği yedinci seyahati kapsamında Şebinkarahisar’da yaptığı jeolojik, botanik ve sosyo-ekonomik tespitleri ve gözlemleri, bölgenin o dönemdeki madencilik faaliyetleri, demografik yapısı ve biyolojik çeşitliliği hakkında birincil elden veriler sunmaktadır.

            Tchihatscheff, 10 Mayıs 1858’de Samsun’dan başladığı yolculuğunda, bugün kullanılan ana arterlerden farklı güzergâh takip etmiştir. Niksar, Başçiftlik ve Koyulhisar üzerinden Kelkit Vadisi'ni geçen seyyah, 12 Haziran 1858’de Şebinkarahisar’a ulaşmıştır. Şebinkarahisar’dan Giresun’a giderken de, bilimsel merakı gereği, zorlu ve ıssız olmasına rağmen şap yataklarının bulunduğu Licese güzergahını tercih etmiştir. Bu tercih, bölgenin jeolojik yapısının, şap üretiminin ve botanik zenginliğinin detaylıca belgelenmesini sağlamıştır.

            Tschihatscheff, Şebinkarahisar'ın (Karahisar-ı Şarki) isminin kaynağı olan şap madenlerine (Chabb-khané) büyük önem vermiştir. Tschihatscheff'e göre doğa saf alunit yatakları ile bir zenginlik sunmuş, ancak kötü yönetim, vergi baskısı, teknolojik gerilik ve orman tahribatı kaynaklı insan faktörü bu potansiyelin heba edilmesine yol açmıştır. Üretim durma noktasındadır; işletmeciler eski cevherleri eritmekle yetinmektedir.

            Tchihatscheff’in Şebinkarahisar’a yaptığı en büyük katkılardan biri botanik alanındadır. Akçaağıl, Şebinkarahisar, Licese ve Kümbet güzergahında topladığı 80 bitki örneği arasında, en önemlisi, 150 yıl boyunca izine rastlanmayan ve 2017 yılında yeniden keşfedilen Adonis cyllenea var. paryadrica (Sarı Dağ Gülü / Şebinkarahisar Gülü) türüdür. 

                                                                            



KAYNAKÇA

  • Anadolu Ajansı. (2017, 9 Ağustos). Endemik tür 150 yıl aradan sonra yeniden tespit edildi. Erişim tarihi: 9 Ocak 2026, https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/endemik-tur-150-yil-aradan-sonra-yeniden-tespit-edildi/880389 (URL 7)
  • Barth, H. (2017). Heinrich Barth seyahatnamesi: Trabzon’dan Üsküdar'a yolculuk 1858 (S. T. Noyan, Çev.). İstanbul: Kitap Yayınevi. sf. 37-44
  • Boissier, P. E. (1867). Flora Orientalis: Sive, enumeratio plantarum in Oriente a Graecia et Aegypto ad Indiae fines hucusque observatarum. Basileae: H. Georg. (sf.15-16)
  • Çavuşdere, S. (2007). 14. yüzyıl İtalyan kaynaklarında (Zibaldone De Canal, Francesco Balducci Pegolotti, Pignol Zucchello) Türkiye ticaret tarihine dair kayıtlar (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş.
  • Chisholm, H. (Ed.). (1911). Tchihatcheff, Pierre Alexandrowitsch de. Encyclopædia Britannica (11. baskı, Cilt 26) içinde. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025

https://en.wikisource.org/wiki/1911_Encyclop%C3%A6dia_Britannica/Tchihatcheff,_Pierre_Alexandrowitsch_de  (URL 1)

  • Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. (2018). Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023). Ankara: Tarım ve Orman Bakanlığı 12. Bölge Müdürlüğü.
  • Fontanier, V. (1829). Voyages en Orient, entrepris par ordre du gouvernement français de l'année 1821 à l'année 1829. Paris: Librairie Universelle. sf 131-138
  • Gönül, E. (2020). De Tchihatchef, Pierre. Türkiye Turizm Ansiklopedisi. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/de-tchihatchef-pierre (URL 2)
  • Havzoğlu, T. (Çev.). (2021). Küçük Asya: Klein Asien P. de Tchihatchef, 1887. Academia.edu. https://www.academia.edu/49483077/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Asya_P_de_Tchihatchef_1887 Erişim tarihi: 09 Ocak 2026
  • İş Kültür Yayınları. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, Pierre de Tchihatchef., https://www.iskultur.com.tr/yazarlar/pierre-de-tchihatchef (URL 3)
  • Kandemir, A. (2018). Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı yönetici özeti.
  • Kansız, A. (2018). Osmanlı Devleti’nde bir maden mukataası: XVIII. yüzyılda Karahisar-ı Şarkî şaphanesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon. sf. 106-112
  • Porter, R. K. (1823). Travels in Georgia, Persia, Armenia, ancient Babylonia, &c. &c, during the years 1817, 1818, 1819, and 1820 (Cilt 3). Londra: Longman, Hurst, Rees, Orme, and Brown. sf 686-692
  • Taylor, J. G. (1868). Journal of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes of researches in the Deyrsim Dagh, in 1866. Journal of the Royal Geographical Society of London, 38, 281-361.
  • Tschihatscheff, P. A. (1856). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Climatologie et zoologie. Paris: Gide et J. Baudry. sf 606-607
  • Tschihatscheff, P. A. (1858). Voyages Scıentıfıques. - Exploration De L'asie Mineure. (Lettre De M. P. De Tchihatcheff À M. Euc De Bcauinonl. Comptes rendus hebdomadaires des séances de l'Académie des sciences, 47, 216-219. Paris.
  • Tschihatscheff, P. A. (1859). Lettres sur la Turquie. Bruxelles ve Leipzig. sf 11
  • Tschihatscheff, P. A. (1859). Itinerar der kleinasiatischen Reise P. v. Tschichatschef's

im Jahre 1858. Zeitschrift für allgemeine Erdkunde,. Berlin: Verlag von Dietrich Reimer. sf 281-283

  • Tschihatscheff, P. A. (1860). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Botanique (Cilt 1-2). Paris: Gide.
  • Tschihatscheff, P. A. (1867). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Géologie (Cilt 1). Paris: L. Guérin. sf 378-390
  • Tschihatscheff, P. A. (1867). Carte de l'Asie Mineure contenant les itinéraires de P. de Tchihatchef, BM Archives. https://www.bmarchives.org/items/show/100202868# Erişim tarihi: 19 Aralık 2025 (URL 4)
  • Tschihatscheff, P. A. (1887). Klein Asien. Leipzig-Prag: G. Freytag. sf 92-93
  • Tschihatscheff, P. A. (2025). Türkiye mektupları (M. Özkan, Çev.). İstanbul: Kronik Kitap. (sf, 31 ve 112)
  • Wikipedia. Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Gaius Plinius Secundus.

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaius_Plinius_Secundus (URL 6)

  • Wikipedia. Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Pedanios Dioskurides.

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Pedanios_Dioskurides (URL 5)


25 Ekim 2025 Cumartesi

abancı Seyahatnamelerde Şebinkarahisar IX

      ABD’Lİ SEYYAHLAR WİLLİAM LEWİS SACHTLEBEN VE THOMAS GASKELL ALLEN JR’IN 1891 YILI ŞEBİNKARAHİSAR FOTOĞRAFLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 

            Bu çalışmada, bisikletleri ile seyahate çıkan ve 1891 yılında Şebinkarahisar’a da uğrayan, ABD’li seyyahlar William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr’ın seyahatleri sırasında çektikleri fotoğraflar irdelenmiştir.

            Washington Üniversitesi'nde sınıf arkadaşı olan William Lewis Sachtleben, ile Thomas Gaskell Allen Jr. (Şekil 1) 1891-1892 yılları arasında İstanbul'dan Pekin'e Asya'yı boydan boya bisikletle geçen iki maceraperesttir. Toplamda 15.044 mil (24.212 km) yol kat etmişlerdir (URL 1; Gül, 2020).

            İzlenimlerini, zamanın haftalık dergisi olan Londra’da yayınlanan Penny Illustrated Paper için yazmayı kabul etmişler ve döndüklerinde maceralarını anlatan bir kitap yayınlamışlardır (Herlhy, 2012;  URL 3). 1894 yılında yayınlanan kitap 2003 yılında yeniden basılmıştır (Çaykent, 2016). 19. yüzyıl sonunda gerçekleşen seyahat, yazarların Türk dünyasını boydan boya geçmiş olması açısından oldukça önemlidir. Çekilen fotoğrafların yanında geçilen bölgelerle ilgili verilen bilgiler, dönemin ekonomisi, kültürü, siyasi ve toplumsal yapısı hakkında önemli bilgiler vermektedir (Gül, 2020).

            Seyyahların kitaplarına yer alan önsözüne göre, “kitap, dünyanın en ilginç bölgelerinden Asya’ya yapılan gezinin izlenimlerinin anlatıldığı makalelerden oluşmaktadır”. Aslını söylemek gerekirse, bir rekor kırmak için yola çıkmamışlardır, fakat bisiklet üzerinde kat ettikleri 15,044 mil (24.212 km), bisiklet üzerinde en uzun arazi sürüşü olmuştur (Allen-Sachtleben 1894; Gül 2020)

            Yine kendi anlatımlarına göre, Washington Üniversitesinden mezun olduktan bir gün sonra New York’a hareket etmişler, 23 Haziran 1890 yılında da New York’tan Liverpool’a doğru bir gemi seyahatine başlamışlar ve üç yıldan 20 gün eksik bir sürede dünyanın etrafını dolaşarak yeniden New York’a gelmeyi başarmışlardır (Allen ve Sachtleben, 1894; Gül, 2020).

            Seyyahlar bu gezileri süresince  yanlarında taşıdıkları amatör fotoğrafçıların kullanabildiği ilk fotoğraf makinelerinden biri olan ve dairesel formatlı fotoğraflar çekebilen Kodak fotoğraf makineleri ile 2500’den fazla fotoğraf çekmişlerdir (Çaykent, 2016; URL 1; URL 2). Bu fotoğraflardan mevcut arşivlerde yer alanlarından 12 tanesi Şebinkarahisar’da çekilen fotoğraflardır.

            Zaman içinde unutulan fotoğraflar, negatifler ve notların bir kısmı, 1960'ların sonunda, Houston, Teksas'ta son anda yakılmaktan kurtarılmıştır. 1970’lerin sonunda ABD Kaliforniyalı Jean Zakarian'ın eline geçen koleksiyon, onun tarafından Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi Kütüphanesi'ne (UCLA) bağışlanmıştır (URL 4). Notlar ve fotoğraflar UCLA Kütüphanesi Özel Koleksiyonları'nda, William Lewis Sachtleben Belgeleri adı altında tutulmaktadır (URL 5). Bu çalışmada da UCLA koleksiyonundaki fotoğraflar irdelenmiştir. 

William Lewis Sachtleben 

29 Mart 1866’da Alton Illinois’de doğmuştur. Washington Üniversitesinde eğitim görmüştür. Bölgeyi tanıyor olması nedeniyle  Anadolu’da kaybolan Amerikalı bir bisikletçi olan Frank Lenz’i bulmak görevi ile 1895’te Erzurum’da bulunmuş ve bu sırada meydana gelen Ermeni-Türk olaylarını izlemiş ve fotoğraflamıştır. Gazeteci olarak hayatını devam ettiren Sachtleben, 13 Ekim 1953 tarihinde ölmüştür (Gül, 2020). 

Thomas Gaskell Allen Jr. 

1868 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde doğan Thomas Gaskell Allan, 1890 yılında Washington Üniversitesinden mezun olmuştur. Kitaba konu olan seyahatini yaptıktan sonra gazetecilik yapmaya devam etmiş ve çeşitli gazetelerde muhabir olarak çalışmıştır. Muhabir olarak, Trans-Sibirya demiryolunun tanıtımını yapmak amacıyla Sibirya’yı baştan sona geçmiştir. Sonrasında İskoçya’ya yerleşmiş ve burada evlenerek İngiliz vatandaşı olmuştur. Su seviyesini artıran bir tür buluşun da mucidi olan Allan, 1955 yılında İngiltere’de ölmüştür (Gül, 2020; URL 6).

 



       Şekil 1 - William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr.  (Kaynak: Allan, T.G. ve Sachtleben, W.L. 1894)

 

Zara’dan Karahisar’a

 

            Sivas’tan Erzurum’a giden düzenli yolun Erzincan’dan geçtiğini belirten seyyahlar, “Karahisar şehrini ve Cenevizliler tarafından keşfedilmiş ve şimdilerde bir grup İngiliz tarafından işletilen Lidjissy (Licese) madenlerini” ziyaret etmek üzere, Zara’da ana yoldan ayrılmışlardır (Allen-Sachtleben, 1894, sf 37).

            “Mevsim, ana rotamızdan ayrılmamız için pek elverişli değildi. Yağmur, iki hafta boyunca, neredeyse hiç ara vermeden yağdı. Anadolu’nun en büyük iki ırmağı olan Kızılırmak ve Yeşilırmak arasındaki vadide bulunan Köse Dağın dibinden geçen ırmaktan sel geliyordu. Kabarmış akarsu önüne kattığı her şeyi sürüklüyordu. Bir gün ve bir gece boyunca yakınlardaki eski bir un değirmeninde konaklamak zorunda kaldık. Değirmen en yakındaki yerleşim birimine 3 mil (yaklaşık 4,8 km) uzakta bulunuyordu. Bir şeyler yiyebilmek için bu yolu kat etmemiz gerekiyordu

Kara Hisar’a ulaşmadan önce Yeşilırmak’ı geçmek zorunda kaldık. Ülkenin bu bölgesine hiç köprü yoktu. Atlar ve at arabaları, nehrin sığ yerlerinden geçmek zorundaydı. Biz de bisikletlerimizi ve valizlerimizi kafamızın üzerinde tutarak karşıdan karşıya geçtik. Bu geçiş sırasında su bize doğru kaya parçaları sürüklüyordu. Suyun şiddeti neredeyse ayağımızı yerden kesecek kadar güçlüydü. Türkler, bütün Asya milletlerinde olduğu gibi, neyin daha iyi olduğunu değil, neyin yapılabileceği sorusunun cevabını ararlar. Akarsuya ulaşmadan önce geçtiğimiz bir kasabada, kasaba sakinleri; “Hıristiyan beyefendiler, burada köprü yoktur.” Dedikten sonra yere çizdikleri grafiklerle nehri nasıl geçebileceğimiz konusunda bize bilgi verdiler. Bisikletlerimizi kafamızın üzerinde geçirmek de onların fikriydi. Hıristiyan bir beyefendinin kıyafetlerini çıkararak, çamur üzerinde yürümeyeceği kafalarında yer etmişti. Çamurda yürüdüğümüz sırada, bisikletlerimizin tekerlekleri o kadar çok çamura bulanırdı ki onları itmemiz mümkün olmazdı. Böylesi durumlarda, her ne olursa olsun en yakın sığınağa kendimizi atardık.

Kara Hisar’a varmadan bir gece önce, pireler hariç, herkesin terk etmiş olduğu bir ahırda konakladık. Bir başka gecemiz, çam ormanlarının yanında, hırsızların uğrak yeri olduğu söylenen, Anadolu ile Ermenistan sınırı arasında bir yerde geçti. Hırsızların dikkatini çekmemek için ateş yakmadık.” (Gül, 2020, sf 45-46)           

            Görüldüğü gibi, William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr’ın Karahisar’a geliş nedeni, Karahisar şehrini ve İngiliz şirketi tarafından işletilen” Licese Madenini” ziyaret etmektir. Bunun için Zara’da yollarını değiştirmişler, eski bir un değirmeninde ve bir ahırda konaklamak zorunda kalmışlar ve onların isimlendirmesi ile Yeşilırmak, bugünkü adı ile Kelkit Çayı’nı yürüyerek geçmişlerdir.

            Kaliforniya Üniversitesi Kütüphanesi (UCLA) Özel Koleksiyonları William Lewis Sachtleben Belgeleri’ndeki fotoğraflar üzerinde bulunan tarihlerden anlaşıldığına göre, seyyahlar 27 Mayıs 1891 ile 9 Haziran 1891 tarihleri arasında Şebinkarahisar’da bulunmuşlardır. Bu zaman zarfında “Licese Madenine” gitmişler, burada yöneticiler ve çalışanlarla fotoğraf çektirmişler, “Kat-run (Katran) Tepe’ye” çıkmışlar, günümüzde olmayan Tamzara Deliktaş Tünelini ve Kale’yi ve hatta köylülerin öküz nallamasını fotoğraflamışlardır. 

Licese Madeni 

            19. yüzyıl öncesinde Gümüşhane Maden-i Humayûnu’na bağlı olan (Cora, 2022), günümüzde Asarcık Köyünde bulunan, Licese Simli Kurşun Madeni’nin varlığı eski çağlardan beri (Komisyon,  1964) bilinmektedir ve hatta o dönemde, “Ceneviz Mağarası” olarak adlandırılan bir maden damarı içinde bulunan aletler (Chatzikyriakidis, 2005) madenin çok önceden de işlendiğini ortaya koymaktadır. Ancak Osmanlı arşivindeki ilk kayıt 1838 tarihini taşımaktadır (Saylan, 2014). Nitekim Fransa’nın Trabzon Konsolosu görevinde de bulunan, Fransız doğa bilimci, yazar, seyyah ve diplomat Victor Fontanier seyahatnamesinde, 1826 yılında Karahisar’da şap yatakları yanında, işletilmeyen kurşun madenleri de olduğundan bahsetmiştir (Fontanier, 1826). Ancak Licese Madeni, Osmanlı döneminde sürekli el değiştirdiği ve üretim maliyetleri yüksek olduğu için tam bir verim alınamamış bir maden olup, bugün de üretim yapılmamaktadır.

            Karahisarlı Hacı Hafız Efendi, 1838 yılında, 25 yıl süreyle işletmek için gümüş çıkarma imtiyazı almış ve maden ocağına 5 saatlik mesafede bulunan Üçköprü mevkiinde bir dökümhane kurarak kurşun ve gümüş üretmiştir (Chatzikyriakidis, 2005; Saylan, 2014). Osmanlı yönetimi imtiyazın sona ermesine yakın madenin işletmesini devralmış, 1860 yılında işletmeyi bırakmak zorunda kalmıştır. (Saylan 2014). 1858 yılında Karahisar’dan Giresun’a Licese üzerinden giden Rus Seyyah ve Jeolog P.A. Tschichatschef (Chikhachev) bu tarihte madendeki çalışmanın “oldukça kaba bir şekilde yapıldığını" belirtmektedir (Chatzikyriakidis, 2005; Tschichatschef, 1859).

            Licese maden ocağı, daha sonra müdürler tarafından 2 yıl süresince iltizam olarak işletilmiş, maden müdürlerinin yönetimde başarısız olmaları üzerine bu kez yerli madenciler yerel yönetimden izin alarak maden ocağını işletmeye başlamışlar ve madeni 18 ay açık tutmayı başarmışlardır (Chatzikyriakidis, 2005; Saylan, 2014).). Maden, ihaleye çıkarıldığı 1863 yılına kadar bu şekilde çalıştırılmıştır.

            1863 yılında ihaleye çıkılarak Pirzade Mustafa Ağa ve tüccar Panayotaki Konstanti, Giresun Belediye Başkanlığı da yapan Yorgo Konstantinidis Paşa’nın taahhüdüyle 20 seneliğine işletmesini almışlar, ancak sözleşme onaylanmadan önce Eğinli Mustafa Ağa daha iyi koşullarla maden işletmesine talip olunca, maden bir kez daha ihaleye çıkarılmıştır. Yapılan, 25 yıl geçerli olacak ihaleyi ise Miftahzate Mehmed Durmuş Ağa, Mardıruş Dadıyan ve David oğlu İsayaba adlı ortaklar kazanmışlardır. Zaman içerisinde gümüş fiyatlarının artışıyla maden, girişimcilere iyi miktarda kâr bırakmaya başlamış ve 1869 senesine gelindiğinde işletmedeki fırın sayısı 34e, işçi sayısı ise 580e ulaşmıştır (Saylan 2014).

            Adıgeçen ortaklar, 1870li yılların başında madeni Abraham Todoridi ve David Savalana satmışlardır.  Abraham Todoridi ve David Savalan, işletmeyi aldıktan sonra maden ocağından çıkarılan cevherin işlenmesi için Giresun kazasında bulunan Uzundere köyünde, bacası halen varlığını koruyan (Şekil 2) bir kalhane (işleme - izabe fırını) yapmışlar (Karaman, 2003) ve 1873 senesinde ortaklardan Abraham Todoridi, maden ocağındaki hissesinin tamamını ortağı David Savalana satmıştır (Saylan, 2014). Abraham Ağa ve David Ağa olarak bilinen bu yatırımcılar, köylülerin refah seviyesini yükselttikleri için bölgede iyi hatırlanmaktadırlar. Ayrıca 1870 yılında iki katlı okul inşa ettirmişlerdir (Cora, 2022; Komisyon, 1964).

    

 

                               Şekil 2- Dereli Uzundere Köyündeki Kalhane Bacası (02.06.2025)

            David Savalan da, maden imtiyazını aldıktan sonra madeni, 15 Bin İngiliz Sterlini bedel ile (Chatzikyriakidis, 2005) merkezi Almanyanın Hamburg şehrinde bulunan Orientalische Bergbau Gesellschaft (Doğu Madencilik Şirketi) adlı şirkete satmıştır. Alman şirket madene 30 Bin İngiliz Sterlini yatırım yapıp (Chatzikyriakidis, 2005) 2 yıl işlettikten sonra ise haklarını, (Saylan, 2014; Chatzikyriakidis, 2005) yaklaşık altı milkarelik (yaklaşık 10 km2) alanı kapsayan Licese Madenini işletmek amacı ile kurulup 21 Nisan 1881 tarihinde tescil edilen (Mining, 1888; Schwartz, 2024; URL 7) merkezi İngiltere’nin Londra şehrinde bulunan Asia Minor Mining Company (Küçük Asya Maden Şirketi) adlı İngiliz şirketine devretmiş, ancak madende hisse sahibi olmayı sürdürmüştür.  

            Önceki işletmecilerin açtığı Salavan, Papa Sawa1, Papa Sawa 2, Alman şirketinin açtığı Arthur, Salavan, Hamburg, Petri ve Durfield, İngiliz şirketinin açtığı Durfield A, Hadji Haron’s, Genoese ve Michaels ismi verilen ve vadinin değişik rakımlarında yer alan galerilerde üretim yapılmıştır. Alman şirketi İngiliz şirketine madeni devrettiğinde, en önemli galeri, içinde tramvay yolu bulunan ve vadi tabanından yaklaşık 427 metre yukarda yer alan Petri ismi verilen galeridir. (Şekil 3) 

 


                        Şekil 3 - Maden Galerilerinden Günümüze Kalanlar (22.10.2025)

 

            Üretim yapılan maden ocakları, 1901 tarihli İngiliz askeri haritasında (URL 8) (Şekil 4) ve Alman haritacı Richart Kiepert’in haritasında (URL 9), Asarcık Köyü merkez mahallesi ile Licese Mahallesi arasında yer alan ve Arı Deresi olarak bilinen vadi üzerinde işaretlenmiştir. Maden işleme tesisi de yine haritalarda Arı Deresi ile Asarcık Deresi’nin birleştiği noktada bulunmaktadır. (Şekil 5) Gerçekten de yakın zamana kadar belirtilen noktada bulunan tesis kalıntılarının büyük bir kısmı, Şebinkarahisar-Giresun Yolu’nun yapımı sırasında yok edilmiştir Bu maden galerilerini bugün dahi Arı Deresinde görmek mümkündür (Şekil 6)

            Alman şirketi, İngiliz şirketine, taş ve tuğladan yapılmış, yönetim binaları, marangoz, demirci ve mühendis atölyeleri, bir barut deposu, 250 işçi için konutlar ve 40 katır için ahırlar da dahil olmak üzere önemli binaların bulunduğu bir maden devretmiştir (Schwartz, 2024; URL 7).

            Hicri 1306 (M. 1888) tarihli Sivas Vilayet Salnamesine göre, “Licese Ma'deni İngiltereli bir kumpanyanın imtiyazı tahtında olup direktörü Almanyalı Mösyö Eşrihnâm zâtdır. Ma'den-i mezkûrun mükemmel âlât ve edevâtıyla çıkan cevheri ezip temizlemek üzere bir de mükemmel fabrikası olup birbiri üzerine yevmiye yedişir. Tonilato cevher çıkarılmakta ve yevmi üç yüzden beş yüze kadar amele çalıştırılmaktadır” (Selvitop, 2004). Salnamede Şirket Müdürünün Alman kökenli W. H. Escherich olduğu belirtilmekte ise de, 1888 tarihinde şirket müdürü  İngiliz William Harper Twelvetrees’tir.

 


                                                Şekil 4- İngiliz Askeri Haritası 1901 (Kaynak: URL 8)


                                    Şekil 5- Fabrikadan kalanlar 1975 (Fotoğraf Mehmet Yeles) 


       Şekil 6 - Arı Deresi Girişindeki, (Muhtemelen Ceneviz'lerden Kalma) Maden Galerisi (Fotoğraf Nezih Sivrikaya - 01.05.2025, Bilgi ve Yer Gösterme, Metin Kütükçü) 

 

Asia Minor Mining Company (Küçük Asya Maden Şirketi) 

            Asia Minor Mining Company, (kısaca Şirket veya İngiliz şirketi) Ağustos 1881'de madeni fiilen devralarak faaliyete geçmiştir. Temel sorun, cevherin Giresun Limanına nakledileceği işlek bir yolun olmaması ve nakliye maliyetleridir. Alman Şirketi, yoğun kar yağışı nedeniyle bütün kış boyunca kapalı kalan ve yük taşımacılığına tamamen elverişsiz olan eski yolu terk ederek başka bir güzergahtan yeni bir yol yapmaya çalışmış ancak tamamlayamamıştır. Asia Minor Mining Company, Osmanlı Devleti’nin yol inşaatına verdiği önemden de yararlanarak, yeni bir güzergahtan ve yeniden Karahisar-Giresun Yolu’nun yapılmasına, işgücü ve ekipman desteği ve parasal katkı sağlayarak, yardımcı olmaya çalışmıştır. (Chatzikyriakidis, 2005; Report, 1884; Saylan, 2014).

            Asia Minor Mining Company, Alman Şirketinden devraldığı yapı ve tesislere ek olarak evli ve çocuklu olan başmühendis ve muhasebeci için iki ev, bir fırın, bir eczane, bir hastane ve küçük bir cami inşa ettirmiş, ayrıca madenin zenginleştirilmesi için, yıkama tesisi (fabrika) faaliyete geçirmiştir. (Chatzikyriakidis, 2005; Report, 1884; Saylan, 2014). Asarcık Deresi’nin suyu yaz aylarında tesisin çalışmasına yetmediğinden, Karagöl Dağında bulunan Dereli Aksu Deresi kaynaklarından birini oluşturan derenin suyunu Asarcık Deresi’ne akıtmak için Koruboğazı Yaylasına yakın bir yere, halen arazide görülebilen bent ve kanal yapılmıştır (Şekil 7-8). Taşköprü mevkiinden yeni bir kanalla takviye su eklenmiştir.             

           

 

   Şekil 7 - Karagöl Dağı 2560 rakımda Aksu Deresi kaynaklarından Birisi Üzerine Yapılan Bent     (09.09.2019) (Bilgi ve yer gösterme Ekrem Güreldi)  

                                                                       

 

Şekil 8 - Karagöl Dağı'ndan Asarcık Deresi'ne Su Akıtmak İçin Yapılan Kanaldan Görünüş (09.09.2019)

               (Bilgi ve yer gösterme Ekrem Güreldi)

            Toplam sayısı tahminen 800’e ulaşan maden işçileri, Türkler, Rumlar, Ermeniler, Kürtler olmak üzere, her ırktan ve inançtan, Licese ve Asarcık’ta yaşayan uzmanlaşmış maden işçileridir. 1883 Mayıs'ına gelindiğinde yalnızca yeraltı galerilerinde çalışan işçi sayısı 253'e ulaşmıştır (Chatzikyriakidis, 2005; Report, 1884). Müslümanlar genellikle niteliksiz işçi olarak çalıştırılmaktadır (Saylan, 2014). ABD'nin Sivas Konsolosu Augusuts Milo Jewett'in 1887 tarihli raporuna göre, Rum madenciler tembeldir, kötü beslenip kötü giyinmektedirler, çok fazla tatilleri vardır ve onlar için kendilerini idame ettirecek kadar kazanmaları yeterlidir. Şirket üç kat daha hızlı çalışan İtalyan madencileri getirtmiştir (Cora, 2022; Report 1888). Yönetim kadrosu ise, İngiltere’nin Trabzon Konsolosu Alfred Biliotti’nin maden ve şirket hakkında ayrıntılı bilgi veren 1883 tarihli raporuna göre, bir baş mühendis (Alman), bir muhasebeci (İngiliz), bir sekreter (Avusturyalı), bir baş denetçi (Alman), beş denetçi (3 Alman ve 2 Avusturyalı), bir mağaza sorumlusu (Rum), fırınlarda çalışan 3 yönetici (İngiliz), bir makine imalatçısı (Alman) ve bir memur (Ermeni)’dan oluşmaktadır. Şirket bünyesinde ayrıca 24 muhafız (fotoğraflarda da Gaskell’in yanında bulunan silahlı görevli-kavas) ve 6 jandarma (zaptiye) bulunmaktadır ve bunların maaşları Osmanlı Devleti tarafından ödenmektedir. (Chatzikyriakidis, 2005; Report, 1884). Yine, ABD’nin Sivas Konsolosu Augusuts Milo Jewett'in 5 Nisan 1889 tarihli raporuna göre ise, bu tarihte Licese Madeninde toplam 457 madenci, 36 yüzey işçisi, 83 cevher zenginleştirme işçisi ve 28 diğer çalışan olmak üzere toplam 604 işçi çalışmaktadır (Gül, 2015).

            Asia Minor Mining Company, döneminde madenin ilk işletme müdürü İngiliz vatandaşlığına geçmiş olan Alman kökenli W. H. Escherich’tir (Chatzikyriakidis, 2005). 1882 yılından itibaren madende muhasebeci olarak çalışan aynı zamanda jeolog olan, İngiliz William Harper Twelvetrees, (Şekil 6) 1884 yılında şirket müdürlüğüne atanmış ve 1891 yılına kadar da bu görevi sürdürmüştür (URL 10) (Şekil 9). William Harper Twelvetrees, yönetimi süresince, madenin ekonomik, teknik ve sosyal sorunları yanında, asıl adı Molla Hüseyin olan ve şirketin müdürüne yazdığı tehdit mektubunu “Eşkıya-yı Giresun Keşab Micanoğlu Hüseyin Efendi” (Özdiş, 2012) olarak imzalayan, Micanoğlu isimli eşkiyanın yarattığı güvenlik sorunu ile de uğraşmıştır.



                                      

                               Şekil 9 - William Harper Twelvetrees   (Kaynak URL 12))

 

            Micanoğlu ve çetesi, şirketin başına büyük dert olmuştur. Örneğin, 1886 Ağustos ayında Karahisar’daki zaptiye karakoluna çok yakın bir yerde katırcılara saldırarak iki katırı telef etmiştir. Haziran 1887 tarihinde, katırcıları tehdit etmiş, zaptiyelerin silahlarını ve yolcuların paralarını gasp etmiştir. 1887 senesinin Temmuz ayında 50-60 kadar katırcının taşıdıkları cevher eşkıyalar tarafından yola dökülmüş ve katırcılar geri gönderilmiştir. Micanoğlu, taşımacılık yapan katırcıları tehdit etmekle ve katırlarını öldürmekle kalmamış, şirket müdürü Twelvetreese bir de tehdit mektubu göndermiştir (Saylan, 2014; Özdiş, 2012). Taşımacılık yapan katırcıların ekonomik hayatı madene bağlıdır.  Madenin ve bölgede yerleşik olanların kıyı ile bağlantıları tamamen kesilmiş, öyle ki madene gelen gıda maddelerinin geçmesine dahi izin verilmemiştir. Bu durum, sadece şirket çıkarlarının değil Giresun ve Karahisar bağlantılı ekonomik döngünün durdurulması anlamına gelmektedir (Özdiş, 2012) Micanoğlunun yarattığı sorun, İngiliz ve Alman elçiliklerinin ve konsolosluklarının devreye girmesine ve doğallıkla da Osmanlı idaresine ekonomik ve diplomatik baskı yapmasına neden olmuştur. Bu güvenlik sorunu, şirket müdürü Twelvetrees’in anlaştığı Kel Seyit’in (Özdiş, 2012) 200 sterlin bedel karşılığında, 1887 Ağustos’unda Micanoğlu’nu ortadan kaldırması ile çözülmüştür.      

            Şirketin faal olduğu dönemde, bölge ekonomisine ciddi bir katkısı olmuştur (Cora, 2022). Şirket yönetimi halka yardımlarda da bulunmuştur. Örneğin 1883 senesinde Karahisar-ı Şarkî kasabasında çıkan yangında zarar görenlere 100 sterlin değerinde yardım dağıtılmış, Fatih Camisinin inşaatı için bağışta bulunmuştur (Saylan, 2014). 

            Bununla beraber madenin giderek daha büyük finansal sorunlar yaşaması ise bölgedeki iktisadi ve sosyal ilişkileri etkileyen bir hal almış, şirket borçlandığı yerel tüccarla ve madencilerle çok ciddi sorunlar yaşamıştır. Öyle ki, madenciler müdürü rehin almış ve alacaklarına karşılık madenin işletmesinin kendilerine devredilmesini istemişlerdir (Cora, 2022). Yine, Eylül 1901 tarihinde Osmanlı Devleti vatandaşı olan Karabet ve Nuzret adlı kişiler şirketten alacakları için Karahisar-ı Şarkî Bidayet Mahkemesine müracaat etmişlerdir (Saylan, 2014).

            1890lardan itibaren Asia Minor Mining Companynin üretim kapasitesi giderek düşmeye başlamış, Asia Minor Mining Company, 1896'da tasfiye edilerek Asia Minor Company Ltd adı ile yeniden kurulmuştur (Schwartz, 2024). Şirket, 1905 yılında madendeki faaliyetlerini tamamen durdurmuştur (Chatzikyriakidis, 2005). Şirketin maden imtiyazı ise 1916 yılında feshedilmiştir (URL 11, Saylan,  2014). 

 

Karahisar-Giresun Yolu 

            ABD’li seyyahlar William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr’ın çektiği fotoğraflar arasında, bir tünel bulunan fotoğraf ile bu tünelin yakınlarında olması muhtemel bir yol ve köprüyü gösteren fotoğraf da bulunmaktadır. (Şekil 10)

 

 

Şekil 10- Şebinkarahisar'dan Lidjessy Madenleri'ne giderken dağlık bir alanda, dere kenarında William Sachtleben ve Thomas Allen'ın Humber bisikletleriyle görüntüsü. 27 Mayıs 1891. Kara Hisar'dan Lidjessy Madenleri'ne giderken bir başka muhteşem dağ manzarası. Akan sular ve sarp granit kayalıklar.(Kaynak URL 1)

 

            1858 yılında Karahisar’a gelen Alman seyyah ve kaşif Heinrich Barth, Armutlu Köyünün “Yassuruk tepesi ile daha alçak bir tepe arasındaki vadide Giresun'a giden çetin yolun üzerinde” olduğunu ifade ederken, Karahisar-Giresun Yolu’nun Öksürük Kayasının solundan (Barth, 1860, 2017) günümüzde “Etir Kavaklığı”ndan, geçtiğini söylemiştir. Bu yol 1901 askeri haritasında, terkedilmiş ve kısmen tamamlanmış yol olarak işaretlenmiştir (URL 8).

            Yine, 1858 yılında Karahisar’a gelen Rus Seyyah ve Jeolog P.A. Tschichatschef, (Chikhachev) ise Giresun’a gitmek için iki ayı rota olduğundan bahsetmiş ve kendi deyimi ile, daha kullanışlı, daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın bağlantı yolu olan batıya doğru giden rotayı değil, daha zorlu, ıssız, kayalık dağlardan ve Kazankaya’dan (Kazgankaya) geçen ve nadiren kullanılan rota olan Karahisar-Tamzara-Licese-Kümbet-Giresun güzergahını kullanmıştır (Tschichatschef, 1859). Bu ikinci güzergah, tünel yapılmazdan evvel, arazide Tamzara’da, Alasapus-Karşıbahçe-Ağbayır güzergahını izleyerek, (Şekil 11) 1901 İngiliz askeri haritasında Katran Dağı olarak isimlendirilen (URL 8) dağın başlangıcında tünelin yapıldığı tepenin üzerinden Gedahor’a geçmektedir.  

            İngiltere’nin Trabzon Konsolosu Alfred Biliotti ise, Bakanlığına sunduğu 1883 tarihli maden ile ilgili raporunda, Karahisar-Giresun Yolu’nu, yoğun yağmurlarda kullanılamaz hale gelen, kışın kar nedeniyle kapanan yüksek bir dağın üzerinden geçen en kötü katır yolu olarak tarif etmektedir (Report, 1884).

            Ancak, Osmanlı yazışmalarında Romalılar zamanında da kullanılan bir yol olduğu ifade edilen Karahisar-Giresun Yolu, Osmanlı’nın klasik döneminde “bac-ı rah-ı Karahisar-ı Şarki” adı ile anılan yol vergisinin tahsil edildiği önemli bir yoldur (Tozlu, 2003). Yine, Osmanlı devlet adamları tarafından hazırlanan raporlarda (Dinçer, 1971) ve Sultan Abdulhamit’e sunulan layihalarda (Çadırcı, 1992) bu yolun önemi vurgulanmıştır.

 


                Şekil 11 - Antik Yol (bilgi ve yer gösterme Sezai Şenol)

            Özet itibariyle ifade etmek gerekir ki, 1869 yılından itibaren zaman içerisinde, yolun yeni bir güzergahtan yeniden yapılması değerlendirilmiş, değişik güzergahlar önerileri gündeme getirilmiş, Kazgankaya’dan yolun yapılamayacağı kabul edilerek, Eğribel-Süllü-Kulakkaya-Lapa’dan geçen güzergahtan yapılması kararlaştırılmıştır. Yolların yapımından vilayetler sorumlu kılınmış, inşaatın mükellefiyet usulüne göre yapılması öngörülmüştür. Karahisar-Giresun Yolu’nun Giresun bölümünde inşaat hızlı ilerlerken, Karahisar bölümünde istenen ilerleme sağlanamamıştır. Öyle ki, yolun 6 kilometrelik kısmının hangi vilayet tarafından yapılacağı tartışma konusu olduğundan, çalışmalar bir süre durmuştur. Hatta, yolun yapımının hızlandırılması için 1874-1878 yılları arasında Giresun, Trabzon’dan alınarak Karahisar’a bağlanmıştır (Tozlu, 2003).

Yolun yapım çalışmaları ve güzergahı, İngiltere’nin Trabzon Konsolosu Alfred Biliotti’nin, Bakanlığına sunduğu 21 Eylül 1883 tarihli yol ile ilgili raporla da dile getirilmiş, yapılması düşünülen güzergah haritaya dahi eklenmiştir (Report, 1884). Licese Madenini işleten Orientalische Bergbau Gesellschaft (Doğu Madencilik Şirketi) farklı güzergahtan yapımını sağlamaya çalışmış, alet-edevat ve personel yardımında bulunmuş, İngiliz şirketi Asia Minor Mining Company (Küçük Asya Maden Şirketi) de yolun yeni güzergahtan yapılmasını desteklemiştir.

 

             Deliklitaş Tüneli

 

 

  Şekil 12 - Lidjessy Madenleri'ne giden yolda, sağda tünelden geçen bir yol bulunan dağlık bir alandaki dere. 27 Mayıs 1891. Kara Hisar'dan vadi boyunca Lidjessy Madenleri'ne giden yolda pitoresk manzaralar. (Kaynak URL 1)

 

           Bu fotoğrafta yer alan tünel (Şekil 12) Tamzara yakınlarındaki Deliklitaş Tüneli’dir. O tarihlerde ve yakın zamana kadar Licese’ye giden yol üzerinde seyyahların kullanacağı Deliklitaş Tüneli’nden başka bir tünel ve fotoğraflarda yer alan başka bir kayalık vadi yoktur. Nitekim 1901 tarihli İngiliz Askeri haritasında, Karahisar-Giresun Yolu üzerinde sadece, Deliklitaş Boğazı olarak isimlendirilen yerde “Taş Tünel” (Rock Tunnel) olarak işaretlenmiştir (URL 8). Haritada, günümüzdeki Şebinkarahisar Giresun Yolu'nda "Halil Rıfat Paşa Tüneli" olarak isimlendirilen tünelin bulunduğu bölgeye isabet eden kısım da dahil olmak üzere, Giresun-Karahisar Yolu üzerinde başka bir tünel işareti de yoktur.

            Deliklitaş Tüneli, Halil Rıfat Paşa’nın Sivas Valiliği ve Reşit Paşa’nın Karahisar Mutasarrıflığı döneminde yapılmıştır (Okutan, 1949). Halil Rıfat Paşa, Sivas Valiliği döneminde yol yaptırması ile ünlenmiş olup, “Gidemediğin Yer Senin Değildir” sözü günümüzde dahi kullanılan bir sözdür.

            1885 (H.1302) tarihli Sivas Vilayet Salnamesinde, yolun ve tünelin yapımı şu şekilde anlatılmaktadır (Birol, 2009).

 

            “Karahisar-1 Sarki'den Trabzon Vilâyeti'nde Giresun Kazası hududuna kadar 61 kilometre ve 500 metre ki 12 saatten fazlaca olan ve yarısından fazlası yalçın kayalı dağlardan ibaret bulunan yol dahi inşa ve küşâd edilmiş ve bu yol üzerinde ve Tamzara Boğazı adlı yerde çakmak taşı sertliğinde ve kuvvetinde 33 metre uzunluğunda bir kaya matkap ve barut ile delinerek derunundan üçer buçuk metre, en ve yükseklikte bir tünel açılmış ve bu yolda da müteaddid köprüler ve menfezler olup iş bu güç ve müşkil yolun büyük bir kısmı ameliyat-i sanaî ile vücuda getirilmiştir”

            Görüldüğü üzere, yalçın kayalar üzerinde yol inşa edilmiştir. Bu yol, Asarcık Köyü Arı Deresi’nde maden şirketinin zenginleştirme tesisinin yanından geçmekte (Şekil 18) meşhur Asarcık Virajlarını (Şekil 17) aşarak Eğribel’e ulaşmaktadır. Yolun kalıntıları arazide görülebilmektedir.

            1885 yılında, Giresun-Karahisar Yolu yapım çalışmaları çerçevesinde, bugün Deliklitaş denilen, salnamedeki deyim ile Tamzara Boğazı mevkiinde, çakmak taşı sertliğinde ve kuvvetinde olan kaya, matkap ve barut kullanılarak delinmiş ve 33 metre uzunluğunda 3,5 metre genişliğinde ve 3,5 metre yüksekliğinde bir tünel yapılmıştır. Tünel içerisine, Karahisar’a bakan tarafta sağ kol üzerine bir de kitabe konulmuştur. Bugün akıbeti bilinmeyen kitabede de şu sözler yer almıştır (Okutan, 1949).

 

            "Şevketlû Abdülhamit Han'ı sani hazretlerinin zamanı saltanatları da vüzerâdan Halil Rıfat Paşa'nın Sivas vilâyeti valiliğinde mirmirandan Reşit Paşanın Karahisar mutasarrıflığında, Karahisar -Giresun hududuna kadar 13 saatlik yol ve bu yolda Tamzara ve Karınca namındaki boğazlar Mente ve Sürmene ve Annakkaya gibi yalçın ve uçurum kayalıklar açıldığı sırada bu tünel dahi küşad olunmuştur. Sene 1300” (Miladi: 1882/1883).

Deliklitaş Tüneli, 1985 yılında karayolları tarafından Giresun-Şebinkarahisar Yolu’nun yapımı projesi çerçevesinde taş ocağı yapılmak üzere, yıkılmıştır.

 


                                                     Şekil 13 - Deliklitaş Tüneli 1957 (Kaynak URL 13)

 

  Kale’den Fotoğraflar 

         ABD’li seyyahlar William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr’ın çektiği fotoğraflardan, Kale’de çekilen iki fotoğraf, 1891 yılında Kale’nin oldukça harap ve tahrip edilmiş bir durumda olduğunu ortaya koymaktadır. Kale kapısını gösteren fotoğrafta (Şekil 14) kapının kendisi olmadığı gibi, duvarlardan dökülen molozlar girişi engelleyecek miktardadır. İç kaleyi gösteren fotoğrafta da, kulenin harap olduğu görülmektedir. (Şekil 20)

            1858 yılında Karahisar’a gelen Alman seyyah ve kaşif Heinrich Barth anlatımlarında Kale’den ahsederken kullandığı “…burada sadece çok yaşlı bir adama rastladık…” şeklindeki bir ifadesinden 1858’de Kale’de kısmen de olsa yaşayanlar olduğu anlaşılmaktadır (Barth 1860, 2017). 1866 yılında Şebinkarahisar’a gelen İngiltere’nin Kürdistan Konsolosu sıfatını kullanan John George Taylor (J.G.Taylor)’ın anlatımında geçen “…eski yapıların kalıntılarının sürekli ayağımıza takıldığı...” şeklindeki ifade ise, Kale’nin 1866 yılından önce terkedilmiş olduğu ve o tarihlerde dahi Kale’nin harap edildiği anlamına gelmektedir (Taylor, 1868).

            Oysa ki, 1835 tarihli nüfus yazımında, Kale Mahallesinde yaşayanlar vardır ve nüfus defterinde 50 hane 129 erkek nüfus kayıtlıdır. (Kıvrım 2015)


Şekil 14- William Sachtleben ve üç kişi Şebinkarahisar Kalesi kapısında, Kale Kapısı, Karahisar Kalesi'ndeki Bizans kalıntılarının girişi. 8 Haziran 1891. (Kaynak URL 1)        

   

            Katran Dağı 

            Bazı fotoğraf notlarında, “Kat-run-tepe” isminde bir tepeden/dağdan bahsedilmektedir. Katran Dağı olarak okunan bu tepe/dağ, 1901 İngiliz askeri haritasında işaretlenmiş olup, Deliktaş’tan başlayıp Eğribel’e kadar devam eden, günümüzde Giresun Yolu’nun ve Tamzara Deresi’nin doğusunda yer alan, Avutmuş’un üstündeki Haç Kayasını, Kıllıbaba Ormanlarını, Arı Deresini ve kurşun madenini, Licese’yi kapsayan, tepeler olduğu anlaşılmaktadır (URL 8). Bugün bu isim kullanılmamaktadır.

             Sonuç

            Bu çalışmada, ABD’de üniversiteden yeni mezun olmuş ve bisiklet ile Pekin’e gitmek üzere Amerika’dan yola çıkmış, yolculukları sırasında Şebinkarahisar’a da uğramış, ABD’li seyyahlar William Lewis Sachtleben ile Thomas Gaskell Allen Jr’ın çektiği fotoğraflar esas alınarak, 134 yıl önceki Şebinkarahisar değerlendirilmiştir. Bu iki genç insanın, Anadolu’da Karahisar isimli bir yerde İngilizlerce çalıştırılan bir maden olduğunu bilmeleri, Licese Madeninin varlığından haberdar olmaları ilginçtir. Öyle ki, Sivas’tan doğrudan Erzincan’a gidecekken, madeni ve Şebinkarahisar’ı görmek için Zara’da yollarını değiştirmişlerdir. Seyahat sonrasında yazdıkları kitapçıkta Şebinkarahisar’dan ve madenden hiç söz etmeseler de, çektikleri fotoğraflardan hareket ile maden ve madende üretim yapan kişiler ve şirketler ve madende çalışanlar, Şebinkarahisar’ın yol durumu ve Kale’nin acınası hali hakkında fikir sahibi olunabilmektedir.  

            Licese madeni, tarihte Cenevizlerce bilinmekle birlikte, 1838 yılında Osmanlının kayıtlarına girmiş, özel kişiler ve yöneticiler arasında sık sık el değiştirmiş, Orientalische Bergbau Gesellschaft (Doğu Madencilik Şirketi) isimli Alman şirketinin eline geçmiş, bilahare madeni devir alan İngiliz şirketi Asia Minor Mining Company (Küçük Asya Maden Şirketi) tarafından uzun yıllar işletilmiştir. İngiliz şirketi çalıştığı süre içerisinde, maliyet ve nakliye sorunları yanında Micanoğlu adındaki eşkiyanın saldırıları ile de uğraşmıştır. Ancak, faal olduğu dönemde şirket, yörenin ekonomisine önemli katkılarda ve bireysel ve toplumsal yardımlarda bulunmuştur.

            Şebinkarahisar’ın Giresun ile olan bağlantısı, yeni bir güzergahtan yapılan yeni bir yol ile güçlendirilmeye çalışılmış, ancak yolun yapımı uzun yıllar almıştır. Madeni işleten şirketler yolun yapımına alet-edevat ve personel yardımında bulunmuşlardır. Yol inşaatı sırasında, Tamzara Boğazı mevkiinde bulunan, çakmak taşı sertliğinde ve kuvvetinde olan kaya, matkap ve barut kullanılarak delinmiş ve 33 metre uzunluğunda 3,5 metre genişliğinde ve 3,5 metre yüksekliğinde bir tünel yapılmıştır. Deliktaş Tüneli, 1985 yılında taş ocağı yapmak için Karayolları tarafından yok edilmiş, tünelin sağ duvarında yer alan kitabe de ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca, fotoğraflardan, 1835 yılındaki nüfus sayımında 50 hanede 129 erkek nüfus tespit edilen Kale’nin de, terkedildiği tarihten itibaren tahrip edilmeye başlandığı anlaşılmaktadır.           

KAYNAKLAR 

Allan, T.G. ve Sachtleben, W.L. (1894). Across Asia on a Bicycle, The Journey Of Two American Students From Constantinople To Peking. New York: The Century Co. 

Barth, H. (1860). Reise Von Trebizond Durch Die Nörtliche Hälfte Klein-Asiens Nach Scutari Im Herbst 1858. 

Barth, H. (2017). Heinrich Barth Seyahatnamesi, Trabzon’dan Üsküdar'a Yolculuk 1858. Kitap Yayınevi, İstanbul.

 Birol, N. (2009). Halil Rıfat Paşa Dönemi ve İcraatı 1827-1901. Cedit Neşriyat, Ankara.

 Chatzikyriakidis, K. (2005). Avrupalı Maden Şirketlerinin Küçük Asya Madenlerine Penetrasyonu 1861-1923, Pontus'un Rum Madencileri Üzerindeki Etkileri. Doktora Tezi, Selanik Aristoteles Üniversitesi.

 Çadırcı, M. (1992). II. Abdülhamit’e Sunulan Bir Layiha. OTAM, nr 3, Ankara, (sf. 413-485).

 Çaykent, Ö. (2016). Thomas Gaskell Allan ve William Lewis Sachtleben, Accross Asia on a Bicycle, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, Sayı 48, (sf. 471-476).

 Cora, Y.T. (2022). Asia Minor Mining Company’nin Finansal Sorunları ve Licese Madenindeki Faaliyetlerini Durdurması. Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, Y. 14, S. 26, (sf. 255-278).

 Dinçer, C. (1971). Osmanlı Vezirlerinden Hasan Fehmi Paşa’nın Anadolu’nun Bayındırlık İşlerine Dair Hazırladığı Layiha. Belgeler, V–VII/9–12, Ankara, (sf. 153–233).

 Fontanier, V. (1829). Voyages en Orient, entrepris par ordre du gouvernement français de l'année 1821 à l'année 1829. Librairie Universelle, Paris, (sf. 133–134).

Gül, O.K. (2015). Amerika Birleşik Devletleri Sivas Konsolosluğu Raporlarına Göre 19. Yüzyıl Sonlarında Sivas ve Havalisinde Ekonomik ve Sosyal Hayat (1887–1893). International Journal of Eurasia Social Sciences, Vol: 6, Issue: 21, (sf. 149–171).

 Gül, O.K. (2020). Asya’yı Bisiklet Üzerinde Geçmek: Thomas Gaskell Allan ve William Lewis Sachtleben’in İstanbul’dan Pekin’e Seyahati. Sonçağ Akademi Yayınları, Ankara.

 Herlihy, D.V. (2012). Crossroads in the Desert. WashU Magazine, Washington.

 Karaman, O. (2003). XIX. ve XX. Yüzyılda Giresun ile Çevresindeki Madenler ve Maden İşletmeciliği. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. V, Sayı: 1, (sf. 63–74).

 Kıvrım, İ. (2015), Şebinkarahisar Kazası Nüfus Defteri (1251/1835), Giresun il Özel İdaresi Yayını, İstanbul

Nikopolis Folklor Komisyonu. (1964). Koloneia Dini Bölgesi ile Nikopolis’in Tarihi ve Folkloru. Kavala.

 Okutan, H.T. (1949). Şebinkarahisar ve Civarı, Coğrafya, Tarih, Kültür, Folklor. Giresun.

 Özdiş, H. (2012). Efsaneler, Gerçekler ve Yerel Siyaset Pratiği: “Eşkıya Micanoğlu Hüseyin.” Kebikeç, 34, (sf. 21–43).

 Reports From Her Majesty's Consuls, On The Manufactures, Commerce, &C. Of Their Consular Districts. (1884). Part 1, Great Britain Foreign Office, Londra, (sf. 48–51, 150–159).

 Reports 36195 From The Consuls Of The United States.69 A Vol. XXV, January–March, 1888. Washington: Government Printing Office, (sf. 360–364).

Saylan, K. (2014). Licese Maden Ocağı ve Asia Minor Mining Company’nin Licese’deki Faaliyetleri. Tarih İncelemeleri Dergisi, 29/2, (sf. 625–643).

 Schwartz, S.P. (2024). Cornish Mineworkers at the Wild and Remote Lidjessy Silver-Lead Mines, Asia Minor (Vahşi ve Uzak Licese Gümüş-Kurşun Madenlerinde, Küçük Asya'da Cornish Maden İşçileri). (URL 7)

Selvitop, A. (2004). Hicri 1288 (M.1871) ve Hicri 1306 (M.1888) Tarihli Sivas Vilayet Salnamelerinin Günümüz Harflerine Çevrilmesi ve Mukayesesi. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri.

 Taylor, J.G. (1868). Journal of a Tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with Notes of Researches in the Deyrsim Dagh, 1866. Journal of the Royal Geographical Society of London, Vol. 38, (sf. 281–361).

 The Mining Manual for 1888. (1888). Londra, (sf. 19–20).

 Tozlu, S. (2003). Giresun Şehrinin Kara ve Deniz Ulaşımı (XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında). Yeşilgiresun Gazetesine Göre Cumhuriyetin İlk Yıllarında Giresun Sempozyum Bildirileri, Giresun, (sf. 173–194).

 Tschichatschef, P.V. (1859). Itinerar der kleinasiatischen Reise P. v. Tschichatschef's im Jahre 1858. Zeitschrift für Allgemeine Erdkunde, 6. Cilt, Berlin, (sf. 283).

 URL 1 - https://digital.library.ucla.edu/catalog/ark:/21198/zz001nx6sg

URL 2 - https://osmanliarastirmalari.isam.org.tr/dergi/issue/view/sayi48

URL 3 - https://source.washu.edu/2012/08/crossroads-in-the-desert/

URL 4 - https://www.jelleverheij.net/historical-photos/Sachtleben/index.html

URL 5 -https://oac.cdlib.org/findaid/ark:/13030/c8gx4hq9/admin/#aspace_a5cadcc7ea222e411bc03756510f9d3e

URL 6 -

https://librivox.org/author/10955?primary_key=10955&search_category=author&search_page=1&search_form=get_results&search_order=alpha

URL 7 - (https://www.cousinjacksworld.com/destinations/cornish-lidjessy/

URL 8- https://maps.princeton.edu/catalog/princeton-q237ht36b (Eastern Turkey in Asia. Kerasund-Karahissar, sheet 4. Series I.D.W.O. no. 1522)

URL 9- https://digitalcollections.nypl.org/items/95d1a99c-80e2-c2f1-e040-e00a18064f41 (BV Sivas)

URL 10 - https://libraries.tas.gov.au/Digital/25841-1-29-61  (The Cyclopedıa Of Tasmanıa)

URL 11 - https://www.scripoworld.com/records/to-be-advised/asia-minor-mining-company-ltd/

URL 12- https://www.gsa.org.au/Public/Divisions/Tasmania/Twelvetrees_bio/Public/Divisions/Tas_Subpages/Twelvetrees_Biography.aspx?hkey=85b27b31-3712-433d-97b9-e1d8ea3d696c)

URL 13- https://x.com/teoalpaslan/status/1753110814788358150?t=XhVg3HvVzNk51b9cZHj-Ig&s=08)

 

 

 

 

 

                        Şekil 15- Asia Minor Mining Company Yöneticileri  (Kaynak Mining 1888)


                     Şekil 16- Licese Madeninde Kurulan Fabrikanın İçinin Örnek Çizimi (URL 7)

 



Şekil 17 - Eski Asarcık Virajları 1950'ler (Kaynak www.facebook.com/Şebinkarahisar Tarihi)

 

Şekil 18- Günümüzde, Karahisar-Giresun Yolu'nun Fabrikanın Yanından Geçen Arı Deresi'nin Girişindeki Kısmı (22.10.2025)

 



Şekil 19 - Lidjessy Madenleri girişinin yakınında, Thomas Allen Bay Rowe, Bay Northay ve William Sachtleben, maden vagonu raylarının üzerinde ve taş binaların önünde oturuyorlar. 28 Mayıs 1891 (Kaynak URL 1)

 



Şekil 20 -  8 Haziran 1891. Yıkık eski Bizans kalesinin iç görünümü, kaleyi ve surları gösteriyor.(Kaynak URL1)