Yabancı Seyahatnamelerde Şebinkarahisar X
RUS KÖKENLİ BİLİM İNSANI PIERRE ALEXANDROWITSCH DE TSCHİHATSCHEFF
(PYOTR
ALEKSANDROVİCH CHİKHACHEV)’İN
1858 YILINDA ŞEBİNKARAHİSAR’DAN TESPİTLERİ
Giriş
Bu
çalışmada, Rus kökenli seyyah,
diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de Tschihatscheff’in
(URL 1) (Pyotr Aleksandrovich Chikhachev – Özkan, 2025), 1847-1860 yılları
arasında Anadolu’da çok sayıda seyahat gerçekleştiren ve bunlardan 1858 yılında
gerçekleştirdiği yedinci seyahatinde, Şebinkarahisar’da yaptığı inceleme
sonuçları ve tespitleri değerlendirilecektir.
1808
yılında Gatchina / Rusya’da doğan Tschihatscheff, 1835 yılında, Rus Dışişleri
Bakanlığı Asya Dairesinde çevirmenlik olan resmi görevinden ayrılarak bilimsel
çalışmalarına başlamıştır. Freiburg, Münih, Berlin ve Paris’te jeoloji eğitimi
almış ve ilk jeolojik etütlerini İtalya ve Güney Fransa’da yapmıştır. 1840
yılında yayınladığı ilk makalesi ile Avrupa’da tanınmaya başlamıştır (Özkan,
2025). 1842 yılında Sibirya, Altay Dağları’nda gezi ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirmiştir.
1845-1847 yılları arasında İstanbul’da, Rus elçiliğinde ataşe olarak çalışmış
ve bu dönemde yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiştir. 1847’den 1863’e
kadar Anadolu ve civarında toplam 14 bin kilometrelik bir güzergâhı yaya olarak
dolaşmıştır. Seyahatlerinde jeolojik ve topoğrafik veriler toplamış, bitki,
fosil ve hayvan koleksiyonları biriktirmiştir. Bu inceleme gezilerinin
sonuçlarını sekiz ciltlik Asie Mineure, Description Physique, Statistique Et
Archéologique De Cette Contrée (Küçük Asya, Bu Ülkenin Fiziki, İstatistiki ve
Arkeolojik Tasviri) adlı dev eserinde toplamıştır. Eserin ilk cildi 1853'te,
sonuncusu ise 1869'da yayınlanmıştır. (Özkan, 2025, URL 2, URL 3)
Anadolu'nun
coğrafyası, jeolojisi, klimatolojisi, zoolojisi, botaniği ve paleontolojisini
kapsayan ve Tschihatscheff’’in doğa bilimlerinin farklı dallarında çok sayıda
uzmanın iş birliği ile gerçekleştirdiği klasik bir çalışma olan Asie Mineure,
Description Physique, Statistique Et Archéologique De Cette Contrée eseri bugün
dahi önemli bir yere sahiptir (Özkan, 2025).
Eserde,
Karahisar’ın jeolojisi, şap madeninin üretimi ve ekonomik önemi, Karahisar’dan
toplanmış bitki örnekleri hakkında bilgiler de yer almaktadır. Bu bilgiler, Tschihatscheff’in
seyahati sırasında yazdığı ve Fransa’da Comptes Rendus isimli dergide ve daha
sonra da kitap halinde getirilerek Brüksel’de yayınlanan Lettres Sur La Turquıe
(Türkiye Mektupları) isimli kitabında ve
Berlin’de yayınlanan Zeitschrift
für Allgemeine Erdkunde (Genel Coğrafya Dergisi) isimli dergideki gezi
notlarında da yer almaktadır.
Pierre Alexandrowitsch de Tschihatscheff, Şebinkarahisar’da 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve “Şebin Gülü” olarak bilinen çiçeği ilk tanımlayan bilim insanıdır. Alman Şarkiyatçı Andreas David Mordtmann ile Almanya’nın Afrika kaşifi Heinrich Barth, Barth da, Tschihatscheff ile aynı yıl, 1858 yılının Kasım ayında Karahisar’a gelmişlerdir. Seyyahların Karahisar’a geldiği 1858 yılında Abdulmecit padişahtır. 1853 yılında başlayan ve Kırım Savaşı adı verilen Osmanlı-Rus savaşı 1856 yılında sona ermiş ve Islahat Fermanı yayınlanmıştır.
Pierre Alexandrowitsch de Tschihatscheff
(https://www.arkeolojikhaber.com/haber-pierre-de-tchihatchef-pyotr-aleksandrovic-cihacov-22403/ 19.12.2025)
Güzergah
Tschihatscheff’in
1858 yılında Anadolu’da gerçekleştirdiği 7. gezinin güzergahı, Osmanlı kervan
yollarından ve askeri yollardan farklı ve de günümüzdeki ana yolların güzergahı
dışındadır (URL 4).
10 Mayıs 1858’de Samsun’dan
yola çıkan Tschihatscheff, Tekkeköy, Erbaa
(Sunnisa), Niksar, Başçiftlik’ten Koyulhisar (Kule-hissar)’a gelmiş,
Koyulhisar’dan sonra Akçaağıl (Agdja), Gözköy (Göschkoi) yolunu izleyerek ve
Kelkit Çayı üzerinde nehrin oldukça daraldığı ve nerede ise kuruduğu kısımda bulunan
“sallanan bir tahta köprüden” geçerek, 6 saatlik bir yolculuktan sonra, 12
Haziran 1858’de Karahisar (Schabkhana-Karahissar)’a ulaşmıştır. 13 Haziran ve
14 Haziran’da Karahisar’da kalan Tschihatscheff, 15 Haziran’da Giresun’a gitmek
için yola çıkmış ve 3 saatlik yolculuktan sonra Licese (Lisdja)’ye varmıştır.
16 Haziran günü de Licese’den hareketle Kazankaya (Kazgankaya) üzerinden 7
saatlik bir yolculukla Kümbet’e gitmiştir (Tschihatscheff, 1859).
Tschihatscheff,
kendi deyimi ile, Karahisar’dan Giresun’a gitmek için, Kümbethan üzerinden
giden ve bölgenin ıssızlığı ve zorlu kayalık dağlar nedeniyle pek kullanılmayan
rota ile batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu
bölgeden geçen ve en yaygın rota olarak kabul edilen rota arasında tercih
yapmış ve Licese köyündeki şap yataklarının üzerinden geçtiği için ve şap
madenlerini ziyaret etmek amacı ile Kümbet üzerinden giden zorlu rotayı tercih
etmiştir (Tschihatscheff, 1859). Karahisar
Licese arasındaki yolun güzergahı da, günümüzde kullanılan
Şebinkarahisar-Giresun Yolu’nun güzergahından farklıdır. Bu güzergah,
Tamzara’da, Alasapus-Karşıbahçe-Ağbayır güzergahını izleyerek, eski Deliktaş
Tüneli’nin bulunduğu tepenin üzerinden Gedahor’a geçmektedir.
Karahisar-Licese-Kümbet güzergahı, Tschihatscheff’e
birçok ilginç jeolojik gözlem fırsatı sunmuş, şap üretiminin ilkel yöntemlerle
yapıldığını gözlemlemesini, birçok bitki numunesi toplamasını sağlamıştır (Tschihatscheff,
1860). Büyük zorluklarla geçtiği bu güzergah, anlatımına göre, Haziran ayında
dahi kışlık kıyafetler giymek zorunda kalan bir doğa bilimci olarak kendisine
zengin bir keşif imkanı sunmuş ve on bir attan oluşan küçük kervanı bu bilimsel
keşiflerini taşımakta yetersiz kalmıştır (Tschihatscheff, 1859).
Tschihatscheff’in anlatımında bahsi geçen “batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın rota” ise tarihsel Karahisar-Giresun Yolu’dur. Nitekim aynı yıl, Karahisar’a gelen Alman seyyah Heinrich Barth’ın Armutlu Köyünün yerini tarif ederken kullandığı “Yassuruk (Öksürük) tepesi ile daha alçak bir tepe arasındaki vadide Giresun'a giden çetin yolun üzerinde” şeklindeki ifade ile Heinrich Barth ile birlikte Karahisar’a gelen Alman Seyyah A.D. Mordtmann’ın, Armutlu köyünün sağından geçen yoldan Giresun’a gidiliyor demesi, (Barth, 1860, 2017) Karahisar-Giresun Yolu’nun, Öksürük Kayasının solundan ve günümüzde “Etir Kavaklığı” adı verilen mevkiden geçtiği anlamına gelmektedir.
Tschihatscheff’in Güzergahı ( https://www.bmarchives.org/items/show/100202868#)
Şap
Madeni
Tschihatscheff,’e göre, kasabaya adını veren (Chabbkhane-Karahissar'ın kelime anlamı şudur: Chabb, şap, khané, yatak, rezervuar, Karahissar, kara, siyah, hissar, kale; Şap Yataklı Siyah Kale) şap madeni sadece jeolojik açıdan değil, Osmanlı hükümeti dışındaki bir rejimde kazanacağı endüstriyel önem açısından da oldukça dikkat çekicidir.
“Kompakt, sarımsı bir kütle halinde
ve konkoidal kırılma gösteren bu alunit, siyenit içinde (neredeyse her zaman
oldukça fazla aşınmış) hem yatay hem de dikey olarak küçük yuvalar veya kamalar
oluşturuyor gibi görünmektedir. Bu, en azından cevherin çıkarıldığı, kasabadan Licese köyüne giden yolun
hemen yanında, 1725 metre rakımda, “Lidjesé Sou” deresi tarafından sulanan vadinin
kenarındaki tepelerin yamaçlarında çok yaygın olan huni şeklindeki kazıların
görünümünden anlaşılan şeydir.”
Seyahatin
yapıldığı 15 Haziran 1858’de, Licese sakinleri, yeni bir işletmeye başlamadan
birkaç yıldır çıkarılan cevheri eritmekle yetinmektedirler. Bu da çalışmaların
açık ocaklarda yapılmış olması gerektiği anlamına gelmektedir. Öncesinde tüm vilayete şap sağlayan
taş ocaklarının yakıt eksikliğinden dolayı neredeyse terk edildiği
görülmektedir. “Şap, Karahisar'dan 12 kilometre uzaklıktaki, kimsenin başka bir
amaçla kullanmayı düşünmeyeceği ıssız bölgelerdeki ormanlardan çıkarıldığı için”
kasabanın valisi, keresteyi kamu hazinesini değil kendi zenginliğini artırmak
için kullanmayı amaçlayıp Licese’nin yoksul sakinlerine vergi koyduğundan,
çalışmaların devamı imkânsız hale gelmiştir. Kısacası, yerel yetkililer ve uzun
yıllardır hükümete cüzi ödeme karşılığında bu tür bir endüstriyi yürüten
Ermeniler tarafından çıkarılan zorluklar
nedeniyle, bu madenlerin hiçbiri 1858 yılında işletilmemektedir.
Tschihatscheff,’e
göre, kristalize şapın elde edilme süreçleri Avrupa'da hayal edilmesi zor
olacak kadar vahşidir.
“Cevher
önce kabaca inşa edilmiş taş fırınlarda kavrulur. İç duvarlar, cevherin fırının
ağzına kadar yığıldığı ve daha sonra yakıldığı odunla kaplıdır. Kalsinasyon
işlemi cevheri ufalanabilir ve gözenekli bir maddeye indirgediğinde, dört ila
beş ay boyunca açık havaya maruz bırakılır; daha sonra tamamen parçalanmış ve
toz haline gelmiş bu malzeme, alt kısmında bir delik bulunan ve bir tıkaçla
kapatılmış, suyla dolu bir kil kazana atılır. Kazanın altında yakılan ateş suyu
kaynatıp cevherin bir kısmı çözündüğünde ve yüzeyde macun kıvamında bir madde
kaldığında, tıpa çıkarılır ve su, kazanı destekleyen yerden biraz daha aşağıda
bulunan bir oyuğa giden küçük bir kanaldan akar. Toprağa kazılmış, iç duvarları
astarsız bu kapalı alanda toplanan su, çözeltiyi hızla çökelterek güzel şap
kristalleri oluşturur.”
Karahisar'ı
çevreleyen köylerde yaşayan az sayıdaki yoksul ve eğitimsiz Ermeni ve Rumların
uyguladığı ve yukarıda tarif edilen metalurjik işlemlerin ilkelliğine ve basitliğine
rağmen, elde ettikleri ürün o kadar saftır ki, yapılan analizlerde, Silika...
35.75, Alümina... 44.80, Demir oksit... 1.20, Potasyum... 6.55, Soda... 6.45, Sülfürik
asit… 8.40, Kalsinasyon kaybı… 23.60 (99,55) şeklinde saptanmıştır.
Licese
sakinlerinin verdiği bilgiye göre de, bölgedeki
şap üretimi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Yine, yöredeki yaygın bir
rivayete göre, 1858’de dahi tamamen ormansızlaştırılmış olan tüm alan bir
zamanlar yoğun ormanlarla kaplıdır ve bunlar zamanla tükenmiştir.
Tschihatscheff,
MS 60 civarında yaşamış olan Dioskorides’in, (hekim ve farmokoloji bilgini
Pedanius Dioskorides-URL 5) şap (ἡ στυπτηρία) ile ünlü, Mısır, Melos adası,
Makedonya, Lipari adası, Sardinya, Hieropolis yakınlarındaki Frigya, Afrika ve
Ermenistan’ı sıraladığını (Diosc., De Mater. med., lib. V, 122), Pliny’nin de (Romalı yazar, doğa bilimci, doğa filozofu Gaius Plinius Secundus-URL 6) (list. nat., lib.
XXXV) aynı ülkelerden bahsettiğini ve Pontus'u da eklediğini ifade ettikten
sonra, Karahisar’ın tam olarak Pontus ve Ermenistan sınırında yer aldığını
söylemektedir. Bu da, bu maddeye değer
vermiş oldukları anlamına gelmektedir. Tschihatscheff’e göre, şap, antik
çağlarda sadece tıbbi bir madde ve deri ve yün hazırlamada kullanılan bir
malzeme olarak değil, aynı zamanda odunu yangından koruma aracı olarak da
önemlidir, asla yanmaz ve bu da eski çağlarda büyük miktarda şap tüketimine sebebiyet
vermiş olacağı değerlendirilmektedir.
Karahisar
dağları, Avrupa'ya sağlayacak kadar bol miktarda, neredeyse her zaman yalnızca
açık ocaklarda yapılan çalışmalarla ve düşük maliyetle elde edilen mükemmel şap
içermektedir. Tschihatscheff, Karahisar’daki
şap üretiminin varolan cehalete rağmen,
yine de %25 ila %30 kar getirdiği düşünüldüğünde, bir Avrupa şirketi tarafından
işletilmesinin her açıdan parlak bir sonuç vereceğini kabul etmektedir. Alunitin
çıkarılmasının kolaylığı, yeraltı çalışmasına gerek duyulmaması, neredeyse her
yerde bulunan bu cevherin bolluğu göz önüne alındığında, bu sanayi dalının
Avrupalılara emanet edilmesi durumunda, Karahisar ile kıyı noktaları arasında
yollar inşa ederek işe başlayacakları dikkate alındığında, kısa sürede
Avrupa'ya düşük fiyatlarla muazzam miktarda şap sağlanacaktır. Karahisar'a en
yakın kıyı noktası, Giresun (Kireskun) şehridir ve İstanbul’a düzenli vapur
seferleri mevcuttur. Bu iki kasaba arasında, Aksu (Ak Sou) vadisi ve
Paryadres'in (Giresun Dağları) yüksek platolarından değil, o günlerde
kervanların kullandığı güzergahın biraz batısından bir at arabası yolu
kurulabilecei belirtilmektedir. Şapın Giresun’a teslimatında ortaya çıkacak
nakliye masrafları ile dahi, Avrupa'daki fiyatların çok altında kalacak ve
oraya vardığında bile Avrupa’daki fiyata ulaşmayacaktır. Maden mevcut haliyle çok az gelir
getiren bir imtiyazla çalıştırıldığı için, en yüksek teklifi verenin, Türk
hükümetinden imtiyazı hemen elde etmesi de mümkündür (Tschihatscheff, 1858, 1859,
1867; Özkan, 2025)
Tschihatscheff
ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah Heinrich
Barth, “pazar yerinde bol miktarda şap satılmaktaydı. Öğrendiğimize göre,
burada bulunan dört şap ocağından toplam 100.000 okka şap elde ediliyormuş.
Bize bildirildiğine göre, şap elde edilen maden ocaklarının içinde sadece yatay
yönde galeriler bulunuyormuş” şeklinde yazmıştır (Barth, 2017).
Tschihatscheff
ise huni şeklinde kazılardan bahsetmekte ve üretimin çok düşük ve verimsiz
olduğunu belirtmektedir. Hatta açık ocaklardan üretim yapılmış olduğunu ileri
sürmektedir. Madenleri yakından inceleyen ve özellikle de şap madenini görmek
için Giresun’a giden zorlu güzergahı seçen, maden üreticileri ve Licese sakinleri
ile görüşen, yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiş olan Tschihatscheff’in
anlatımlarının gerçeğe daha yakın olduğunu kabul etmek gerekir.
Selçuklu
Devleti zamanından itibaren şapın çıkarılması ve ihraç edilmesi işi kısmi
özerkliği olan bir batılı şirkete ihale edilmiştir. Şebinkarahisar, tarihte Türkiye’deki
en önemli sap madenlerinden birine sahiptir. Buradan elde edilen ve Türkiye’de
üretilenlerin en kalitelisi olan şap, Giresun limanından Batı’ya ihraç edilmektedir
ki bu ticarette de daha 1275’li yıllardan itibaren Cenevizliler oldukça önemli
bir rol üstlenmişlerdir (Çavuşdere, 2007). Osmanlıda ise Şebinkarahisar şap
madenleri Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren, devlete ait bir arazi veya
gelirin bir bedel karşılığında kiraya verilmesi veya geçici olarak devredilmesi
anlamına gelen mukataa sistemi içerisine dâhil edilerek doğrudan devlet
mülkiyetine alınmış ve gelirleri devlet hazinesine aktarılmıştır. Üretilen
şapların satışından elde edilen meblağın diğer şap sahalarına göre çok daha
büyük miktarlara olduğu da bilinmektedir (Kansız, 2018).
Tschihatscheff, seyahati sırasında 28
Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan yazdığı mektubunda, Avrupalı bir şirketin
şap madenciliğini üstlendiğinde Karahisar bölgesinin tüm Avrupa’ya tedarikçi ve
tüketiciler için eşit derecede uygun koşullarda mükemmel şap sağlayabileceğini
söylemişken ve bu görüşünü 1867 yılında yayınladığı Jeoloji kitabında da
yinelemişken (Tschihatscheff, 1859; 1867; 1858; Özkan, 2025) 1866’da
Karahisar’a gelen İngiliz diplomat seyyah J.G. Taylor, Selçuklular zamanında
daha çok Avrupa'ya gönderilen şap madenlerinin o tarihte yalnızca Türk illerine
gönderildiğini ifade etmektedir (Taylor, 1868).
Bu
arada, Tschihatscheff, seyahati sırasında 28 Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan
yazdığı mektubunda, Karahisar’da madenlerin bulunduğu dağları jeolojik açıdan
incelediğini, dört maden türünün mevcut olduğunu, maden yataklarının zenginliği
ve işletilmesinin kolay olması nedeniyle maden sayısının yüz kat artacağını
söylemiştir (Tschihatscheff, 1859; Özkan, 2025). Diğer deyim ile Tschihatscheff,
sadece şap madeni üzerinde durmamış, diğer madenleri de araştırmıştır.
Tschihatscheff, Akçaağıl-Karahisar-Licese-Kümbet (Agdja- Schabkhana-Karahissar- Lisdja - Kumbetkhan) güzergahında 80 bitkinin numunesini almış, daha sonra bunları numuneyi aldığı yeri veya güzergahı ve bulunduğu yerin rakımını da belirterek tasnif ve tespit etmiş, isimlendirmiş ve hem botanik kitabında ve hem de jeoloji ile ilgili kitabında bunlara yer vermiştir (Tschihatscheff, 1860; Tschihatscheff, 1867)
Tschihatscheff’in Karahisar’dan, topladığı bitki numuneleri arasında, 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve adına “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” de denen Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ Gülü) isimli bitki/çiçek de vardır. Bu bitkinin numunesi, 16 Haziran 1858’de Licese’den Kazankaya üzerinden Kümbet’e giderken ve Licese ve Kümbet arasında, 1700-1800 metre yükseltide elde edilmiştir. (Tschihatscheff, 1860)
Adonis cyllenea var. paryadrica Tchihatcheff tarafından alınan ilk numune
(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)
Tarım
ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 12. Bölge
Müdürlüğü, Giresun Şube Müdürlüğü tarafından, 150 yıl süreyle izine
rastlanmayan bitkinin tekrar bulunması için 2017 yılında çalışma başlatılmış,
aynı yıl Totak Dağı çevresinde bitkiye ait bir popülasyon belirlenmiştir. 2018
yılındaki arazi çalışmalarında, bitki Şebinkarahisar ve Alucra’da toplam altı
farklı bölgede tekrar tespit edilmiştir (Kandemir, 2018). Giresun Şube
Müdürlüğünün hazırladığı eylem planındaki ifade ile,
“Boissier
1867 yılında ülkemizden ilk olarak 1858 yılında Tchihatcheff tarafından
toplanan bir örneği (Tchihatcheff s.n.) bazı morfolojik özelliklerine
göre ayırmış ve A. cyllenea Boiss., ... var. paryadrica Boiss.
taksonunu ülkemiz endemiği olarak tanımlamıştır… Taksonun tip örneği İsviçre‘de
bulunan Cenevre Herbaryumu’nda saklanmaktadır” (Doğa Koruma, 2018)
Eylem
Planında, A. cyllenea var. paryadrica taksonuna halk veya bilim
insanları tarafından verilmiş bir isim mevcut olmadığı, Adonis cinsi - Kan
Damlası ve A. cyllenea türü - Horoz Gülü olarak adlandırıldığı ve çalışmada
bitki için Türkçe olarak “Sarı Dağ Gülü” isminin benimsendiğinin ifade
edilmesine karşın (Doğa Koruma, 2018) Anadolu Ajansı’nın 12. Bölge Müdürlüğünün
açıklamasına dayandırdığı 09.08.2017 tarihli haberinde “Yöresel adı
''Şebinkarahisar Gülü" olan bitkinin, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Biyoloji
Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fergan Karaer, Erzincan Üniversitesi Fen
Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kandemir'in yönlendirmeleriyle yeni bir
çalışma başlatıldığı vurgulanan açıklamada, Şebinkarahisar'da yaşayan Birdal
Coşkun ve Metin Kütükçü'nün katkıları, Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar
Şube Müdürü Ertan Kuduban ve ekibinin özverili çalışması sonucu 150 yıllık
aranın ardından tekrar tespit edildiği” ibarelerine yer verilmiştir (URL 7).
Eylem
Planında ayrıca, bitkinin yöresel adına rastlanılmadığı, Şebinkarahisar
bölgesinde yaşayan insanlarla yapılan röportajlarda halkın bitkiyi son yılda
basından duymasıyla genellikle “Şebinkarahisar Gülü” olarak adlandırdığının
tespit edildiği ifade edilmiştir (Eylem Planı, 2018).
150
yıl sonra varlığı tekrar saptanan Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ
Gülü) veya “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” Türk Endemiği olarak koruma altına
alınmış olup,
izlenmesi ve korunması
gereken önemli bitkiler arasındadır.
Şebinkarahisar (Şebin) Gülü
(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)
Karahisar
“1587
metre yükseklikteki bir platoya ulaştık ve ortasında, yamaçlarını Karahisar (Schabkhana-Karahissar)
kasabasının son derece pitoresk (manzarasının
resim gibi güzel, estetik açıdan etkileyici ve sanatsal kompozisyona uygun) bir
şekilde kapladığı, tamamen izole devasa kaya kütlesinin yükseldiği; güzel,
dalgalı ve engebeli bir ovaya indik. Şehirden manzara büyüleyicidir ve güneyde;
tamamı karla kaplı, sarp, ortalama olarak Güney-Güneydoğu’dan
Kuzey-Kuzeybatı’ya doğru uzanan yüksek bir dağ sırtı ile sınırlanan hayranlık
uyandırıcı bir panorama sunar. Bana burayı Penil Dağı adıyla tanıttılar; büyük
olasılıkla büyük Kepan Dağı silsilesine aittir. Şehrin üst kısmının
yüksekliğini 1613 metre olarak ölçtüm.13 ve 14 Haziran tarihlerinde Karahisar’da
(Schabkhana-Karahissar) kaldık. Şehrin 1500 hanesi var, bunlardan 500’ü
Ermenidir. Evlerin neredeyse tamamı grimsi, güneşte kurutulmuş çok kaba
tuğladan kısmen de balçıktan yapılmıştır; üstteki yatay düz örtü çatıyı
oluşturur. Muhtemelen Orta Çağ’dan kalma eski duvar ve kule kalıntıları, bu
devasa trakit kayanın zirvesini çok pitoresk bir şekilde çevreler ve şehre
tamamen hakim bir konumdadır. Bölge, antik kalıntılarla doludur” (Tschihatscheff,
1859).
Anlatımda,
Ağca’dan 3,5 saat sonra geçilen “sallanan ahşap köprü”nün, Yumurcaktaş Köyü
yakınlarında bulunan ve günümüzde Kılıçkaya Baraj Gölü içinde kalan Kurbağa
Köprüsü olması kuvvetle muhtemeldir. Kelkit Çayı’nın kurumuş olduğunun
söylenmesi ve de Haziran ayında böyle bir olayın yaşanması da dikkat çekicidir.
Tschihatscheff’in
anlatımlarında "güneşte kurutulmuş tuğla" denilerek Anadolu
mimarisindeki "kerpiç" yapı tarif edilmiştir. Aynı şekilde “düz örtü
çatıyı oluşturur” şeklindeki anlatım da düz toprak dam anlamına gelmektedir.
Karahisar’ı ziyaret eden seyyahların üzerinde durdukları önemli konulardan
birisi evlerin durumu ve mimaridir. Örneğin, İskoçyalı bir sanatçı, yazar,
diplomat ve gezgin olan Sir Robert Ker Porter’a göre, 1819 Şebinkarahisar’ında evler
çoğunlukla iki katlıdır ve birbiri üzerine sıralanmıştır (Porter 1823). 1826
yılı Ağustos ayında Karahisar’a gelen Fransız doğa bilimci diplomat Victor
Fontanier, evlerin çok kötü olduğunu söylemektedir (Fontanier, 1829). Tschihatscheff
ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah
Heinrich Barth’a göre ise, evler o tarihte tercih edilen yapı tarzında, yani
ahşaptan yapılmış ana iskeletin arasındaki boşlukların kerpiçle doldurulması
şeklinde inşa edilmektedir. Halbuki bu dolaylarda bol miktarda taş
bulunduğundan, evler taştan yapılabilirdi. Ancak, evler pek de sağlam
görünmemekle beraber, epeyce yüksek olduklarından, çok gösterişlidirler ve dört
katlı olanları bile vardır denilmektedir (Barth, 2017).
Tschihatscheff, kaleyi jeolojik açıdan devasa bir volkanik (tirakit) oluşum olarak nitelendirmiştir.
Yabani
Hayvan Varlığı
“Evliya
Efendi bize Karahisar (Schabhané Karahissar) şehrinin kapılarından birinde,
devasa boyutta içi doldurulmuş bir aslan gördüğünü bildirir. "Bu canavar
hayvan," diye gözlemler, "yedi yıl boyunca şehir civarının belası
olmuştu; ayakları sütunlara benziyordu; ancak ne Bağdat aslanının güzelliğine
ne de o muhteşem yelesine sahipti."
Yazar
şunları ekler: "Aslanlar ova sakinleri olduklarından, söz konusu olan bu
aslan çok dağlık bir bölgede bulunmuş olmasıyla daha da dikkate değerdir.
Ayrıca, bu bölgenin tamamı sık ormanlarla kaplı dağları; leopar, vaşak, yaban
koyunu, kurt, tilki ve çakallarla o kadar doludur ki, yerliler odun kesmeye
giderken vahşi hayvanların kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.
Bir gün gezilerini bu dağlara kadar uzatan bir Kazak müfrezesi, bu etoburlara
yem olmuştur. Türk gezginin bu pasajı, aslanın Pontus dağlarındaki varlığının
17. yüzyılda bile tespit edilmiş olması ve bu bölgede sadece yaklaşık iki yüz
yıldır bir değişimin meydana gelmiş olması bakımından daha da dikkate değerdir;
çünkü ben her ne kadar Karahisar'ın bizzat civarını ziyaret etmemiş olsam da,
bu şehirden çok uzak olmayan, özellikle Niksar ile kıyı arasında bulunan çok
sayıda ve az çok ağaçlıklı surları/engelleri geçtim ve aslanlardan
bahsedildiğini hiç duymadım. Tüm Küçük Asya'da bolca bulunan çakallar hariç,
Evliya'nın bahsettiği vahşi hayvanların hiçbirini görmedim. Dahası, modern
gezginler arasında Pontus Alplerine en çok nüfuz etmiş kişi olan Mösyö Charles
Koch, Osmanlı gezgininin aktardığına benzer hiçbir olaydan hiçbir yerde
bahsetmemektedir; ki Osmanlı gezgini bu olayı, kurgu olarak reddedilmesine izin
vermeyecek kadar büyük bir eminlikle ve detayla formüle etmiştir.
Buradan
şu sonuç çıkmaktadır ki: Aslanın Küçük Asya topraklarından çekilmesi ve genel
olarak yırtıcı hayvanların sayısındaki belirgin azalma, oldukça yakın bir
tarihte (yaklaşık iki yüzyıldır) gerçekleşmiştir. Pontus ve Ermenistan'daki
ormansızlaşmanın (déboisement) hızlı ilerleyişi üzerine söylediklerimiz, burada
yeni bir destek bulacaktır.
Her
ne olursa olsun, aslanın sadece Hadrianus zamanında, yani bin altı yüz yıldan
fazla bir süre önce yaşadığı Avrupa bölgelerini değil, aynı zamanda 16.
yüzyılda hala görüldüğü Küçük Asya'yı terk ettiğinden şüphe edilemez. Ayrıca
yarımadaya (Anadolu'ya) komşu olan ve eskiden yaşadığı birçok bölgeyi de
boşaltmıştır” (Tschihatscheff, 1856, 1887; Havzoğlu, 2021).
Rus
seyyah, diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de
Tchihatscheff’in 1858 yılında Anadolu’ya gerçekleştirdiği yedinci seyahati
kapsamında Şebinkarahisar’da yaptığı jeolojik, botanik ve sosyo-ekonomik
tespitleri ve gözlemleri, bölgenin o dönemdeki madencilik faaliyetleri,
demografik yapısı ve biyolojik çeşitliliği hakkında birincil elden veriler
sunmaktadır.
Tchihatscheff,
10 Mayıs 1858’de Samsun’dan başladığı yolculuğunda, bugün kullanılan ana
arterlerden farklı güzergâh takip etmiştir. Niksar, Başçiftlik ve Koyulhisar
üzerinden Kelkit Vadisi'ni geçen seyyah, 12 Haziran 1858’de Şebinkarahisar’a
ulaşmıştır. Şebinkarahisar’dan Giresun’a giderken de, bilimsel merakı gereği,
zorlu ve ıssız olmasına rağmen şap yataklarının bulunduğu Licese güzergahını
tercih etmiştir. Bu tercih, bölgenin jeolojik yapısının, şap üretiminin ve
botanik zenginliğinin detaylıca belgelenmesini sağlamıştır.
Tschihatscheff,
Şebinkarahisar'ın (Karahisar-ı Şarki) isminin kaynağı olan şap madenlerine
(Chabb-khané) büyük önem vermiştir. Tschihatscheff'e göre doğa saf alunit
yatakları ile bir zenginlik sunmuş, ancak kötü yönetim, vergi baskısı,
teknolojik gerilik ve orman tahribatı kaynaklı insan faktörü bu potansiyelin
heba edilmesine yol açmıştır. Üretim
durma noktasındadır; işletmeciler eski cevherleri eritmekle yetinmektedir.
Tchihatscheff’in Şebinkarahisar’a yaptığı en büyük katkılardan biri botanik alanındadır. Akçaağıl, Şebinkarahisar, Licese ve Kümbet güzergahında topladığı 80 bitki örneği arasında, en önemlisi, 150 yıl boyunca izine rastlanmayan ve 2017 yılında yeniden keşfedilen Adonis cyllenea var. paryadrica (Sarı Dağ Gülü / Şebinkarahisar Gülü) türüdür.
KAYNAKÇA
- Anadolu
Ajansı. (2017, 9 Ağustos). Endemik tür 150 yıl aradan sonra yeniden
tespit edildi. Erişim tarihi: 9 Ocak 2026, https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/endemik-tur-150-yil-aradan-sonra-yeniden-tespit-edildi/880389 (URL 7)
- Barth,
H. (2017). Heinrich Barth seyahatnamesi: Trabzon’dan Üsküdar'a yolculuk
1858 (S. T. Noyan, Çev.). İstanbul: Kitap Yayınevi. sf. 37-44
- Boissier,
P. E. (1867). Flora Orientalis: Sive, enumeratio plantarum in Oriente a
Graecia et Aegypto ad Indiae fines hucusque observatarum. Basileae: H.
Georg. (sf.15-16)
- Çavuşdere,
S. (2007). 14. yüzyıl İtalyan kaynaklarında (Zibaldone De Canal,
Francesco Balducci Pegolotti, Pignol Zucchello) Türkiye ticaret tarihine
dair kayıtlar (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Kahramanmaraş Sütçü
İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş.
- Chisholm,
H. (Ed.). (1911). Tchihatcheff, Pierre Alexandrowitsch de. Encyclopædia
Britannica (11. baskı, Cilt 26) içinde. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025
- Doğa
Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. (2018). Giresun ve Gümüşhane
illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı
(2019-2023). Ankara: Tarım ve Orman Bakanlığı 12. Bölge Müdürlüğü.
- Fontanier,
V. (1829). Voyages en Orient, entrepris par ordre du gouvernement
français de l'année 1821 à l'année 1829. Paris: Librairie Universelle.
sf 131-138
- Gönül,
E. (2020). De Tchihatchef, Pierre. Türkiye Turizm Ansiklopedisi.
Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/de-tchihatchef-pierre (URL 2)
- Havzoğlu,
T. (Çev.). (2021). Küçük Asya: Klein Asien P. de Tchihatchef, 1887.
Academia.edu. https://www.academia.edu/49483077/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Asya_P_de_Tchihatchef_1887 Erişim tarihi: 09 Ocak 2026
- İş
Kültür Yayınları. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, Pierre de Tchihatchef.,
https://www.iskultur.com.tr/yazarlar/pierre-de-tchihatchef (URL 3)
- Kandemir,
A. (2018). Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea
var. paryadrica) tür eylem planı yönetici özeti.
- Kansız,
A. (2018). Osmanlı Devleti’nde bir maden mukataası: XVIII. yüzyılda
Karahisar-ı Şarkî şaphanesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi).
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon. sf. 106-112
- Porter,
R. K. (1823). Travels in Georgia, Persia, Armenia, ancient Babylonia,
&c. &c, during the years 1817, 1818, 1819, and 1820 (Cilt 3).
Londra: Longman, Hurst, Rees, Orme, and Brown. sf 686-692
- Taylor,
J. G. (1868). Journal of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper
Mesopotamia, with notes of researches in the Deyrsim Dagh, in 1866. Journal
of the Royal Geographical Society of London, 38, 281-361.
- Tschihatscheff,
P. A. (1856). Asie Mineure: Description physique, statistique et
archéologique de cette contrée - Climatologie et zoologie. Paris: Gide
et J. Baudry. sf 606-607
- Tschihatscheff,
P. A. (1858). Voyages Scıentıfıques. - Exploration De L'asie Mineure.
(Lettre De M. P. De Tchihatcheff À M. Euc De Bcauinonl. Comptes rendus
hebdomadaires des séances de l'Académie des sciences, 47,
216-219. Paris.
- Tschihatscheff,
P. A. (1859). Lettres sur la Turquie. Bruxelles ve Leipzig. sf 11
- Tschihatscheff,
P. A. (1859). Itinerar der kleinasiatischen Reise P. v. Tschichatschef's
im
Jahre 1858. Zeitschrift für allgemeine Erdkunde,. Berlin: Verlag von
Dietrich Reimer. sf 281-283
- Tschihatscheff,
P. A. (1860). Asie Mineure: Description physique, statistique et
archéologique de cette contrée - Botanique (Cilt 1-2). Paris: Gide.
- Tschihatscheff,
P. A. (1867). Asie Mineure: Description physique, statistique et
archéologique de cette contrée - Géologie (Cilt 1). Paris: L. Guérin. sf
378-390
- Tschihatscheff,
P. A. (1867). Carte de l'Asie Mineure contenant les itinéraires de P.
de Tchihatchef, BM Archives. https://www.bmarchives.org/items/show/100202868# Erişim tarihi: 19 Aralık 2025 (URL 4)
- Tschihatscheff,
P. A. (1887). Klein Asien. Leipzig-Prag: G. Freytag. sf 92-93
- Tschihatscheff,
P. A. (2025). Türkiye mektupları (M. Özkan, Çev.). İstanbul: Kronik
Kitap. (sf, 31 ve 112)
- Wikipedia.
Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Gaius Plinius Secundus.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaius_Plinius_Secundus (URL 6)
- Wikipedia.
Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Pedanios Dioskurides.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pedanios_Dioskurides (URL 5)