14 Ocak 2026 Çarşamba

 

Yabancı Seyahatnamelerde Şebinkarahisar X

 

     RUS KÖKENLİ BİLİM İNSANI PIERRE ALEXANDROWITSCH DE TSCHİHATSCHEFF

                                     (PYOTR ALEKSANDROVİCH CHİKHACHEV)’İN

                               1858 YILINDA ŞEBİNKARAHİSAR’DAN TESPİTLERİ

                Giriş

            Bu çalışmada, Rus kökenli seyyah, diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff’in (URL 1) (Pyotr Aleksandrovich Chikhachev – Özkan, 2025), 1847-1860 yılları arasında Anadolu’da çok sayıda seyahat gerçekleştiren ve bunlardan 1858 yılında gerçekleştirdiği yedinci seyahatinde, Şebinkarahisar’da yaptığı inceleme sonuçları ve tespitleri değerlendirilecektir.

            1808 yılında Gatchina / Rusya’da doğan Tschihatscheff, 1835 yılında, Rus Dışişleri Bakanlığı Asya Dairesinde çevirmenlik olan resmi görevinden ayrılarak bilimsel çalışmalarına başlamıştır. Freiburg, Münih, Berlin ve Paris’te jeoloji eğitimi almış ve ilk jeolojik etütlerini İtalya ve Güney Fransa’da yapmıştır. 1840 yılında yayınladığı ilk makalesi ile Avrupa’da tanınmaya başlamıştır (Özkan, 2025). 1842 yılında Sibirya, Altay Dağları’nda gezi ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirmiştir. 1845-1847 yılları arasında İstanbul’da, Rus elçiliğinde ataşe olarak çalışmış ve bu dönemde yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiştir. 1847’den 1863’e kadar Anadolu ve civarında toplam 14 bin kilometrelik bir güzergâhı yaya olarak dolaşmıştır. Seyahatlerinde jeolojik ve topoğrafik veriler toplamış, bitki, fosil ve hayvan koleksiyonları biriktirmiştir. Bu inceleme gezilerinin sonuçlarını sekiz ciltlik Asie Mineure, Description Physique, Statistique Et Archéologique De Cette Contrée (Küçük Asya, Bu Ülkenin Fiziki, İstatistiki ve Arkeolojik Tasviri) adlı dev eserinde toplamıştır. Eserin ilk cildi 1853'te, sonuncusu ise 1869'da yayınlanmıştır. (Özkan, 2025, URL 2, URL 3)

            Anadolu'nun coğrafyası, jeolojisi, klimatolojisi, zoolojisi, botaniği ve paleontolojisini kapsayan ve Tschihatscheff’’in doğa bilimlerinin farklı dallarında çok sayıda uzmanın iş birliği ile gerçekleştirdiği klasik bir çalışma olan Asie Mineure, Description Physique, Statistique Et Archéologique De Cette Contrée eseri bugün dahi önemli bir yere sahiptir (Özkan, 2025).

            Eserde, Karahisar’ın jeolojisi, şap madeninin üretimi ve ekonomik önemi, Karahisar’dan toplanmış bitki örnekleri hakkında bilgiler de yer almaktadır. Bu bilgiler, Tschihatscheff’in seyahati sırasında yazdığı ve Fransa’da Comptes Rendus isimli dergide ve daha sonra da kitap halinde getirilerek Brüksel’de yayınlanan Lettres Sur La Turquıe (Türkiye Mektupları) isimli kitabında ve Berlin’de yayınlanan Zeitschrift für Allgemeine Erdkunde (Genel Coğrafya Dergisi) isimli dergideki gezi notlarında da yer almaktadır.

            Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff, Şebinkarahisar’da 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve “Şebin Gülü” olarak bilinen çiçeği ilk tanımlayan bilim insanıdır. Alman Şarkiyatçı Andreas David Mordtmann ile Almanya’nın Afrika kaşifi Heinrich Barth, Barth da, Tschihatscheff  ile aynı yıl, 1858 yılının Kasım ayında Karahisar’a gelmişlerdir. Seyyahların Karahisar’a geldiği 1858 yılında Abdulmecit padişahtır. 1853 yılında başlayan ve Kırım Savaşı adı verilen Osmanlı-Rus savaşı 1856 yılında sona ermiş ve Islahat Fermanı yayınlanmıştır.      

                                                                             

                                                    Pierre Alexandrowitsch de  Tschihatscheff 
(https://www.arkeolojikhaber.com/haber-pierre-de-tchihatchef-pyotr-aleksandrovic-cihacov-22403/         19.12.2025)

            Güzergah 

            Tschihatscheff’in 1858 yılında Anadolu’da gerçekleştirdiği 7. gezinin güzergahı, Osmanlı kervan yollarından ve askeri yollardan farklı ve de günümüzdeki ana yolların güzergahı dışındadır  (URL 4).

            10 Mayıs 1858’de Samsun’dan yola çıkan Tschihatscheff, Tekkeköy, Erbaa (Sunnisa), Niksar, Başçiftlik’ten Koyulhisar (Kule-hissar)’a gelmiş, Koyulhisar’dan sonra Akçaağıl (Agdja), Gözköy (Göschkoi) yolunu izleyerek ve Kelkit Çayı üzerinde nehrin oldukça daraldığı ve nerede ise kuruduğu kısımda bulunan “sallanan bir tahta köprüden” geçerek, 6 saatlik bir yolculuktan sonra, 12 Haziran 1858’de Karahisar (Schabkhana-Karahissar)’a ulaşmıştır. 13 Haziran ve 14 Haziran’da Karahisar’da kalan Tschihatscheff, 15 Haziran’da Giresun’a gitmek için yola çıkmış ve 3 saatlik yolculuktan sonra Licese (Lisdja)’ye varmıştır. 16 Haziran günü de Licese’den hareketle Kazankaya (Kazgankaya) üzerinden 7 saatlik bir yolculukla Kümbet’e gitmiştir (Tschihatscheff, 1859). 

            Tschihatscheff, kendi deyimi ile, Karahisar’dan Giresun’a gitmek için, Kümbethan üzerinden giden ve bölgenin ıssızlığı ve zorlu kayalık dağlar nedeniyle pek kullanılmayan rota ile batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın rota olarak kabul edilen rota arasında tercih yapmış ve Licese köyündeki şap yataklarının üzerinden geçtiği için ve şap madenlerini ziyaret etmek amacı ile Kümbet üzerinden giden zorlu rotayı tercih etmiştir (Tschihatscheff,  1859). Karahisar Licese arasındaki yolun güzergahı da, günümüzde kullanılan Şebinkarahisar-Giresun Yolu’nun güzergahından farklıdır. Bu güzergah, Tamzara’da, Alasapus-Karşıbahçe-Ağbayır güzergahını izleyerek, eski Deliktaş Tüneli’nin bulunduğu tepenin üzerinden Gedahor’a geçmektedir.

             Karahisar-Licese-Kümbet güzergahı, Tschihatscheff’e birçok ilginç jeolojik gözlem fırsatı sunmuş, şap üretiminin ilkel yöntemlerle yapıldığını gözlemlemesini, birçok bitki numunesi toplamasını sağlamıştır (Tschihatscheff, 1860). Büyük zorluklarla geçtiği bu güzergah, anlatımına göre, Haziran ayında dahi kışlık kıyafetler giymek zorunda kalan bir doğa bilimci olarak kendisine zengin bir keşif imkanı sunmuş ve on bir attan oluşan küçük kervanı bu bilimsel keşiflerini taşımakta yetersiz kalmıştır (Tschihatscheff, 1859).

            Tschihatscheff’in anlatımında bahsi geçen “batıya doğru giden daha kısa, çok daha rahat ve daha az nüfuslu bölgeden geçen ve en yaygın rota” ise tarihsel Karahisar-Giresun Yolu’dur. Nitekim aynı yıl, Karahisar’a gelen Alman seyyah Heinrich Barth’ın Armutlu Köyünün yerini tarif ederken kullandığı “Yassuruk (Öksürük) tepesi ile daha alçak bir tepe arasındaki vadide Giresun'a giden çetin yolun üzerinde” şeklindeki ifade  ile  Heinrich Barth ile birlikte Karahisar’a gelen Alman Seyyah A.D. Mordtmann’ın, Armutlu köyünün sağından geçen yoldan Giresun’a gidiliyor demesi, (Barth, 1860, 2017) Karahisar-Giresun Yolu’nun, Öksürük Kayasının solundan ve günümüzde “Etir Kavaklığı” adı verilen mevkiden geçtiği anlamına gelmektedir. 

                                                                         


                        Tschihatscheff’in Güzergahı ( https://www.bmarchives.org/items/show/100202868#)  

                 Şap Madeni

             Tschihatscheff, seyahat esnasında yazdığı mektuplarında ve daha sonra yayınladığı kitabında Karahisar’daki şap madeni ve alunit yatakları hakkında önemli ve ayrıntılı bilgiler vermiş ve şapın Avrupa için ekonomik önemine dikkat çekmiştir. Dağları jeolojik açıdan inceleyen Tschihatscheff dört maden türü tespit etmiştir (Özkan 2025)

            Tschihatscheff,’e göre, kasabaya adını veren (Chabbkhane-Karahissar'ın kelime anlamı şudur: Chabb, şap, khané, yatak, rezervuar, Karahissar, kara, siyah, hissar, kale; Şap Yataklı Siyah Kale) şap madeni sadece jeolojik açıdan değil, Osmanlı hükümeti dışındaki bir rejimde kazanacağı endüstriyel önem açısından da oldukça dikkat çekicidir. 

 

            “Kompakt, sarımsı bir kütle halinde ve konkoidal kırılma gösteren bu alunit, siyenit içinde (neredeyse her zaman oldukça fazla aşınmış) hem yatay hem de dikey olarak küçük yuvalar veya kamalar oluşturuyor gibi görünmektedir. Bu, en azından cevherin çıkarıldığı, kasabadan Licese köyüne giden yolun hemen yanında, 1725 metre rakımda, “Lidjesé Sou” deresi tarafından sulanan vadinin kenarındaki tepelerin yamaçlarında çok yaygın olan huni şeklindeki kazıların görünümünden anlaşılan şeydir.”

 

            Seyahatin yapıldığı 15 Haziran 1858’de, Licese sakinleri, yeni bir işletmeye başlamadan birkaç yıldır çıkarılan cevheri eritmekle yetinmektedirler. Bu da çalışmaların açık ocaklarda yapılmış olması gerektiği anlamına gelmektedir. Öncesinde tüm vilayete şap sağlayan taş ocaklarının yakıt eksikliğinden dolayı neredeyse terk edildiği görülmektedir. “Şap, Karahisar'dan 12 kilometre uzaklıktaki, kimsenin başka bir amaçla kullanmayı düşünmeyeceği ıssız bölgelerdeki ormanlardan çıkarıldığı için” kasabanın valisi, keresteyi kamu hazinesini değil kendi zenginliğini artırmak için kullanmayı amaçlayıp Licese’nin yoksul sakinlerine vergi koyduğundan, çalışmaların devamı imkânsız hale gelmiştir. Kısacası, yerel yetkililer ve uzun yıllardır hükümete cüzi ödeme karşılığında bu tür bir endüstriyi yürüten Ermeniler tarafından çıkarılan zorluklar nedeniyle, bu madenlerin hiçbiri 1858 yılında işletilmemektedir.

            Tschihatscheff,’e göre, kristalize şapın elde edilme süreçleri Avrupa'da hayal edilmesi zor olacak kadar vahşidir.

 

            “Cevher önce kabaca inşa edilmiş taş fırınlarda kavrulur. İç duvarlar, cevherin fırının ağzına kadar yığıldığı ve daha sonra yakıldığı odunla kaplıdır. Kalsinasyon işlemi cevheri ufalanabilir ve gözenekli bir maddeye indirgediğinde, dört ila beş ay boyunca açık havaya maruz bırakılır; daha sonra tamamen parçalanmış ve toz haline gelmiş bu malzeme, alt kısmında bir delik bulunan ve bir tıkaçla kapatılmış, suyla dolu bir kil kazana atılır. Kazanın altında yakılan ateş suyu kaynatıp cevherin bir kısmı çözündüğünde ve yüzeyde macun kıvamında bir madde kaldığında, tıpa çıkarılır ve su, kazanı destekleyen yerden biraz daha aşağıda bulunan bir oyuğa giden küçük bir kanaldan akar. Toprağa kazılmış, iç duvarları astarsız bu kapalı alanda toplanan su, çözeltiyi hızla çökelterek güzel şap kristalleri oluşturur.”

 

            Karahisar'ı çevreleyen köylerde yaşayan az sayıdaki yoksul ve eğitimsiz Ermeni ve Rumların uyguladığı ve yukarıda tarif edilen metalurjik işlemlerin ilkelliğine ve basitliğine rağmen, elde ettikleri ürün o kadar saftır ki, yapılan analizlerde, Silika... 35.75, Alümina... 44.80, Demir oksit... 1.20, Potasyum... 6.55, Soda... 6.45, Sülfürik asit… 8.40, Kalsinasyon kaybı… 23.60 (99,55) şeklinde saptanmıştır.

            Licese sakinlerinin verdiği bilgiye göre de, bölgedeki şap üretimi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Yine, yöredeki yaygın bir rivayete göre, 1858’de dahi tamamen ormansızlaştırılmış olan tüm alan bir zamanlar yoğun ormanlarla kaplıdır ve bunlar zamanla tükenmiştir.

            Tschihatscheff, MS 60 civarında yaşamış olan Dioskorides’in, (hekim ve farmokoloji bilgini Pedanius Dioskorides-URL 5) şap (ἡ στυπτηρία) ile ünlü, Mısır, Melos adası, Makedonya, Lipari adası, Sardinya, Hieropolis yakınlarındaki Frigya, Afrika ve Ermenistan’ı sıraladığını (Diosc., De Mater. med., lib. V, 122), Pliny’nin de (Romalı yazardoğa bilimcidoğa filozofu  Gaius Plinius Secundus-URL 6) (list. nat., lib. XXXV) aynı ülkelerden bahsettiğini ve Pontus'u da eklediğini ifade ettikten sonra, Karahisar’ın tam olarak Pontus ve Ermenistan sınırında yer aldığını söylemektedir. Bu da, bu maddeye değer vermiş oldukları anlamına gelmektedir. Tschihatscheff’e göre, şap, antik çağlarda sadece tıbbi bir madde ve deri ve yün hazırlamada kullanılan bir malzeme olarak değil, aynı zamanda odunu yangından koruma aracı olarak da önemlidir, asla yanmaz ve bu da eski çağlarda büyük miktarda şap tüketimine sebebiyet vermiş olacağı değerlendirilmektedir.

            Karahisar dağları, Avrupa'ya sağlayacak kadar bol miktarda, neredeyse her zaman yalnızca açık ocaklarda yapılan çalışmalarla ve düşük maliyetle elde edilen mükemmel şap içermektedir.  Tschihatscheff, Karahisar’daki şap üretiminin varolan cehalete rağmen, yine de %25 ila %30 kar getirdiği düşünüldüğünde, bir Avrupa şirketi tarafından işletilmesinin her açıdan parlak bir sonuç vereceğini kabul etmektedir. Alunitin çıkarılmasının kolaylığı, yeraltı çalışmasına gerek duyulmaması, neredeyse her yerde bulunan bu cevherin bolluğu göz önüne alındığında, bu sanayi dalının Avrupalılara emanet edilmesi durumunda, Karahisar ile kıyı noktaları arasında yollar inşa ederek işe başlayacakları dikkate alındığında, kısa sürede Avrupa'ya düşük fiyatlarla muazzam miktarda şap sağlanacaktır. Karahisar'a en yakın kıyı noktası, Giresun (Kireskun) şehridir ve İstanbul’a düzenli vapur seferleri mevcuttur. Bu iki kasaba arasında, Aksu (Ak Sou) vadisi ve Paryadres'in (Giresun Dağları) yüksek platolarından değil, o günlerde kervanların kullandığı güzergahın biraz batısından bir at arabası yolu kurulabilecei belirtilmektedir. Şapın Giresun’a teslimatında ortaya çıkacak nakliye masrafları ile dahi, Avrupa'daki fiyatların çok altında kalacak ve oraya vardığında bile Avrupa’daki fiyata ulaşmayacaktır. Maden mevcut haliyle çok az gelir getiren bir imtiyazla çalıştırıldığı için, en yüksek teklifi verenin, Türk hükümetinden imtiyazı hemen elde etmesi de mümkündür (Tschihatscheff, 1858, 1859, 1867; Özkan, 2025)

            Tschihatscheff ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah Heinrich Barth, “pazar yerinde bol miktarda şap satılmaktaydı. Öğrendiğimize göre, burada bulunan dört şap ocağından toplam 100.000 okka şap elde ediliyormuş. Bize bildirildiğine göre, şap elde edilen maden ocaklarının içinde sadece yatay yönde galeriler bulunuyormuş” şeklinde yazmıştır (Barth, 2017).

            Tschihatscheff ise huni şeklinde kazılardan bahsetmekte ve üretimin çok düşük ve verimsiz olduğunu belirtmektedir. Hatta açık ocaklardan üretim yapılmış olduğunu ileri sürmektedir. Madenleri yakından inceleyen ve özellikle de şap madenini görmek için Giresun’a giden zorlu güzergahı seçen, maden üreticileri ve Licese sakinleri ile görüşen, yerel ağızlarıyla birlikte Türkçe öğrenmiş olan Tschihatscheff’in anlatımlarının gerçeğe daha yakın olduğunu kabul etmek gerekir.

            Selçuklu Devleti zamanından itibaren şapın çıkarılması ve ihraç edilmesi işi kısmi özerkliği olan bir batılı şirkete ihale edilmiştir. Şebinkarahisar, tarihte Türkiye’deki en önemli sap madenlerinden birine sahiptir. Buradan elde edilen ve Türkiye’de üretilenlerin en kalitelisi olan şap, Giresun limanından Batı’ya ihraç edilmektedir ki bu ticarette de daha 1275’li yıllardan itibaren Cenevizliler oldukça önemli bir rol üstlenmişlerdir (Çavuşdere, 2007). Osmanlıda ise Şebinkarahisar şap madenleri Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren, devlete ait bir arazi veya gelirin bir bedel karşılığında kiraya verilmesi veya geçici olarak devredilmesi anlamına gelen mukataa sistemi içerisine dâhil edilerek doğrudan devlet mülkiyetine alınmış ve gelirleri devlet hazinesine aktarılmıştır. Üretilen şapların satışından elde edilen meblağın diğer şap sahalarına göre çok daha büyük miktarlara olduğu da bilinmektedir (Kansız, 2018).

                Tschihatscheff, seyahati sırasında 28 Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan yazdığı mektubunda, Avrupalı bir şirketin şap madenciliğini üstlendiğinde Karahisar bölgesinin tüm Avrupa’ya tedarikçi ve tüketiciler için eşit derecede uygun koşullarda mükemmel şap sağlayabileceğini söylemişken ve bu görüşünü 1867 yılında yayınladığı Jeoloji kitabında da yinelemişken (Tschihatscheff, 1859; 1867; 1858; Özkan, 2025) 1866’da Karahisar’a gelen İngiliz diplomat seyyah J.G. Taylor, Selçuklular zamanında daha çok Avrupa'ya gönderilen şap madenlerinin o tarihte yalnızca Türk illerine gönderildiğini ifade etmektedir (Taylor, 1868).

            Bu arada, Tschihatscheff, seyahati sırasında 28 Haziran 1858 tarihinde Giresun’dan yazdığı mektubunda, Karahisar’da madenlerin bulunduğu dağları jeolojik açıdan incelediğini, dört maden türünün mevcut olduğunu, maden yataklarının zenginliği ve işletilmesinin kolay olması nedeniyle maden sayısının yüz kat artacağını söylemiştir (Tschihatscheff, 1859; Özkan, 2025). Diğer deyim ile Tschihatscheff, sadece şap madeni üzerinde durmamış, diğer madenleri de araştırmıştır.

             “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü”

             Tschihatscheff, tüm seyahatlerinde bitki numuneleri de toplamış, tespitlerini üç cilt halinde kitap olarak yayınlamıştır (Tschihatscheff, 1860). Topladığı numunelerin bir kısmı  “St. Petersburglu Prof Fisher tarafından” tanımlanmış (Boisseir, 1867), daha sonra İsviçreli botanikçikâşif ve matematikçi Pierre Edmond Boissier  numuneleri yeniden değerlendirilmiş ve tanımlamıştır.

            Tschihatscheff, Akçaağıl-Karahisar-Licese-Kümbet (Agdja- Schabkhana-Karahissar- Lisdja - Kumbetkhan) güzergahında 80 bitkinin numunesini almış, daha sonra bunları numuneyi aldığı yeri veya güzergahı ve bulunduğu yerin rakımını da belirterek tasnif ve tespit etmiş, isimlendirmiş ve hem botanik kitabında ve hem de jeoloji ile ilgili kitabında bunlara yer vermiştir (Tschihatscheff, 1860; Tschihatscheff, 1867)                                                                 

         Tschihatscheff’in Karahisar’dan, topladığı bitki numuneleri arasında, 150 yıl sonra tekrar keşfedilen ve adına “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” de denen Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ Gülü) isimli bitki/çiçek de vardır. Bu bitkinin numunesi, 16 Haziran 1858’de Licese’den Kazankaya üzerinden Kümbet’e giderken ve Licese ve Kümbet arasında, 1700-1800 metre yükseltide elde edilmiştir. (Tschihatscheff, 1860)

                                                                               


                         Adonis cyllenea var. paryadrica Tchihatcheff tarafından alınan ilk numune

(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)

            Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğü, Giresun Şube Müdürlüğü tarafından, 150 yıl süreyle izine rastlanmayan bitkinin tekrar bulunması için 2017 yılında çalışma başlatılmış, aynı yıl Totak Dağı çevresinde bitkiye ait bir popülasyon belirlenmiştir. 2018 yılındaki arazi çalışmalarında, bitki Şebinkarahisar ve Alucra’da toplam altı farklı bölgede tekrar tespit edilmiştir (Kandemir, 2018). Giresun Şube Müdürlüğünün hazırladığı eylem planındaki ifade ile,

 

“Boissier 1867 yılında ülkemizden ilk olarak 1858 yılında Tchihatcheff tarafından toplanan bir örneği (Tchihatcheff s.n.) bazı morfolojik özelliklerine göre ayırmış ve A. cyllenea Boiss., ... var. paryadrica Boiss. taksonunu ülkemiz endemiği olarak tanımlamıştır… Taksonun tip örneği İsviçre‘de bulunan Cenevre Herbaryumu’nda saklanmaktadır” (Doğa Koruma, 2018)

 

            Eylem Planında, A. cyllenea var. paryadrica taksonuna halk veya bilim insanları tarafından verilmiş bir isim mevcut olmadığı, Adonis cinsi - Kan Damlası ve A. cyllenea türü - Horoz Gülü olarak adlandırıldığı ve çalışmada bitki için Türkçe olarak “Sarı Dağ Gülü” isminin benimsendiğinin ifade edilmesine karşın (Doğa Koruma, 2018) Anadolu Ajansı’nın 12. Bölge Müdürlüğünün açıklamasına dayandırdığı 09.08.2017 tarihli haberinde “Yöresel adı ''Şebinkarahisar Gülü" olan bitkinin, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fergan Karaer, Erzincan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kandemir'in yönlendirmeleriyle yeni bir çalışma başlatıldığı vurgulanan açıklamada, Şebinkarahisar'da yaşayan Birdal Coşkun ve Metin Kütükçü'nün katkıları, Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Ertan Kuduban ve ekibinin özverili çalışması sonucu 150 yıllık aranın ardından tekrar tespit edildiği” ibarelerine yer verilmiştir (URL 7).

            Eylem Planında ayrıca, bitkinin yöresel adına rastlanılmadığı, Şebinkarahisar bölgesinde yaşayan insanlarla yapılan röportajlarda halkın bitkiyi son yılda basından duymasıyla genellikle “Şebinkarahisar Gülü” olarak adlandırdığının tespit edildiği ifade edilmiştir (Eylem Planı, 2018).

            150 yıl sonra varlığı tekrar saptanan Adonis cylenea varyete paryadrica (Sarı Dağ Gülü) veya “Şebinkarahisar (Şebin) Gülü” Türk Endemiği olarak koruma altına alınmış olup, izlenmesi ve korunması gereken önemli bitkiler arasındadır.

                                                                               

                                                    Şebinkarahisar (Şebin) Gülü
(Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023)

                                                                                    

                                               (Tschihatscheff, Botanik I, 1860, sf 373)                     

                   Karahisar

             Tschihatscheff’in anlatımı ile, “Ağca (Agdja)’dan bir saatlik mesafede, 1095 metre yükseklikteki yoksul Gölköy (Gölkoi) köyünden geçtik ve sağda, yaklaşık bir yarım saatlik mesafede oldukça büyük Endres (Endrés) kasabacığını ve biraz ilerisinde Avcılı (Awdjely) köyünü gördük. Sola saptık ve Endres’in eteğinde bulunduğu dağ sırası ile Germeli Çayı (Germeli-tschaï) arasında uzanan çok dağlık bölgeyi aştık. Çeyrek saatlik dik bir tırmanıştan sonra, yüksekliğini 980 metre olarak ölçtüğüm çorak bir platoya ulaştık ve burada sağda Gözköy (Göschkoi) köyünü gördük. Ağca’dan 2,5 saat sonra, nehrin sağ kıyısını sınırlayan dağın yamacında kurulu Tatarlar köyünü gördük. Bölge hep çorak ve sevimsiz olup gitgide düzleşiyor. Ağca’dan üç saat sonra, (burada iyice daralan ve neredeyse susuz kalan) nehrin üzerinden sallanan ahşap bir köprüyle geçtik; nehir aynı zamanda eski adını da kaybediyor ve buradan itibaren Kirkit Çayı (Kiepert’in haritasında dendiği gibi Kalkit değil) olarak adlandırılıyor. Köprünün biraz aşağısında nehir tekrar çok genişler ve yine neredeyse kurumuş olan ve batıya doğru akan Ova Çayı’nı (Ova-tschaï) içine alır; onu sağımızda bıraktık ve geniş bir ova boyunca kıvrılarak akan Kirkit Çayı’nın sağ kıyısını kısa bir mesafe takip ettik. 4 saat sonra Karkit Çayı’nın neredeyse tamamen kurumuş yatağını geçtik ve Güneybatı’dan Kuzeydoğu’ya uzanan önemli bir tepeye tırmandık. Yaklaşık bir saat süren bu tırmanış, yamacın eğiminin az olması nedeniyle son derece rahattı” (Tschihatscheff, 1859).

 

         “1587 metre yükseklikteki bir platoya ulaştık ve ortasında, yamaçlarını Karahisar (Schabkhana-Karahissar) kasabasının son derece pitoresk  (manzarasının resim gibi güzel, estetik açıdan etkileyici ve sanatsal kompozisyona uygun) bir şekilde kapladığı, tamamen izole devasa kaya kütlesinin yükseldiği; güzel, dalgalı ve engebeli bir ovaya indik. Şehirden manzara büyüleyicidir ve güneyde; tamamı karla kaplı, sarp, ortalama olarak Güney-Güneydoğu’dan Kuzey-Kuzeybatı’ya doğru uzanan yüksek bir dağ sırtı ile sınırlanan hayranlık uyandırıcı bir panorama sunar. Bana burayı Penil Dağı adıyla tanıttılar; büyük olasılıkla büyük Kepan Dağı silsilesine aittir. Şehrin üst kısmının yüksekliğini 1613 metre olarak ölçtüm.13 ve 14 Haziran tarihlerinde Karahisar’da (Schabkhana-Karahissar) kaldık. Şehrin 1500 hanesi var, bunlardan 500’ü Ermenidir. Evlerin neredeyse tamamı grimsi, güneşte kurutulmuş çok kaba tuğladan kısmen de balçıktan yapılmıştır; üstteki yatay düz örtü çatıyı oluşturur. Muhtemelen Orta Çağ’dan kalma eski duvar ve kule kalıntıları, bu devasa trakit kayanın zirvesini çok pitoresk bir şekilde çevreler ve şehre tamamen hakim bir konumdadır. Bölge, antik kalıntılarla doludur” (Tschihatscheff, 1859).

 

            Anlatımda, Ağca’dan 3,5 saat sonra geçilen “sallanan ahşap köprü”nün, Yumurcaktaş Köyü yakınlarında bulunan ve günümüzde Kılıçkaya Baraj Gölü içinde kalan Kurbağa Köprüsü olması kuvvetle muhtemeldir. Kelkit Çayı’nın kurumuş olduğunun söylenmesi ve de Haziran ayında böyle bir olayın yaşanması da dikkat çekicidir.

            Tschihatscheff’in anlatımlarında "güneşte kurutulmuş tuğla" denilerek Anadolu mimarisindeki "kerpiç" yapı tarif edilmiştir. Aynı şekilde “düz örtü çatıyı oluşturur” şeklindeki anlatım da düz toprak dam anlamına gelmektedir. Karahisar’ı ziyaret eden seyyahların üzerinde durdukları önemli konulardan birisi evlerin durumu ve mimaridir. Örneğin, İskoçyalı bir sanatçı, yazar, diplomat ve gezgin olan Sir Robert Ker Porter’a göre, 1819 Şebinkarahisar’ında evler çoğunlukla iki katlıdır ve birbiri üzerine sıralanmıştır (Porter 1823). 1826 yılı Ağustos ayında Karahisar’a gelen Fransız doğa bilimci diplomat Victor Fontanier, evlerin çok kötü olduğunu söylemektedir (Fontanier, 1829). Tschihatscheff ile aynı tarihte, 1858 yılı Kasım ayında Karahisar’a gelen Alman Seyyah Heinrich Barth’a göre ise, evler o tarihte tercih edilen yapı tarzında, yani ahşaptan yapılmış ana iskeletin arasındaki boşlukların kerpiçle doldurulması şeklinde inşa edilmektedir. Halbuki bu dolaylarda bol miktarda taş bulunduğundan, evler taştan yapılabilirdi. Ancak, evler pek de sağlam görünmemekle beraber, epeyce yüksek olduklarından, çok gösterişlidirler ve dört katlı olanları bile vardır denilmektedir (Barth, 2017).

            Tschihatscheff, kaleyi jeolojik açıdan devasa bir volkanik (tirakit) oluşum olarak nitelendirmiştir. 

            Yabani Hayvan Varlığı

             Hayvanlar hakkında tespitlerini de kaleme alan Tschihatscheff, Karahisar ve çevresindeki yırtıcı hayvan varlığı ile ilgili olarak Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde geçen Taşhan’ın kapsında gördüğünü söylediği postu doldurulmuş aslan anlatımını esas almıştır:

            “Evliya Efendi bize Karahisar (Schabhané Karahissar) şehrinin kapılarından birinde, devasa boyutta içi doldurulmuş bir aslan gördüğünü bildirir. "Bu canavar hayvan," diye gözlemler, "yedi yıl boyunca şehir civarının belası olmuştu; ayakları sütunlara benziyordu; ancak ne Bağdat aslanının güzelliğine ne de o muhteşem yelesine sahipti."

            Yazar şunları ekler: "Aslanlar ova sakinleri olduklarından, söz konusu olan bu aslan çok dağlık bir bölgede bulunmuş olmasıyla daha da dikkate değerdir. Ayrıca, bu bölgenin tamamı sık ormanlarla kaplı dağları; leopar, vaşak, yaban koyunu, kurt, tilki ve çakallarla o kadar doludur ki, yerliler odun kesmeye giderken vahşi hayvanların kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Bir gün gezilerini bu dağlara kadar uzatan bir Kazak müfrezesi, bu etoburlara yem olmuştur. Türk gezginin bu pasajı, aslanın Pontus dağlarındaki varlığının 17. yüzyılda bile tespit edilmiş olması ve bu bölgede sadece yaklaşık iki yüz yıldır bir değişimin meydana gelmiş olması bakımından daha da dikkate değerdir; çünkü ben her ne kadar Karahisar'ın bizzat civarını ziyaret etmemiş olsam da, bu şehirden çok uzak olmayan, özellikle Niksar ile kıyı arasında bulunan çok sayıda ve az çok ağaçlıklı surları/engelleri geçtim ve aslanlardan bahsedildiğini hiç duymadım. Tüm Küçük Asya'da bolca bulunan çakallar hariç, Evliya'nın bahsettiği vahşi hayvanların hiçbirini görmedim. Dahası, modern gezginler arasında Pontus Alplerine en çok nüfuz etmiş kişi olan Mösyö Charles Koch, Osmanlı gezgininin aktardığına benzer hiçbir olaydan hiçbir yerde bahsetmemektedir; ki Osmanlı gezgini bu olayı, kurgu olarak reddedilmesine izin vermeyecek kadar büyük bir eminlikle ve detayla formüle etmiştir.

            Buradan şu sonuç çıkmaktadır ki: Aslanın Küçük Asya topraklarından çekilmesi ve genel olarak yırtıcı hayvanların sayısındaki belirgin azalma, oldukça yakın bir tarihte (yaklaşık iki yüzyıldır) gerçekleşmiştir. Pontus ve Ermenistan'daki ormansızlaşmanın (déboisement) hızlı ilerleyişi üzerine söylediklerimiz, burada yeni bir destek bulacaktır.

            Her ne olursa olsun, aslanın sadece Hadrianus zamanında, yani bin altı yüz yıldan fazla bir süre önce yaşadığı Avrupa bölgelerini değil, aynı zamanda 16. yüzyılda hala görüldüğü Küçük Asya'yı terk ettiğinden şüphe edilemez. Ayrıca yarımadaya (Anadolu'ya) komşu olan ve eskiden yaşadığı birçok bölgeyi de boşaltmıştır” (Tschihatscheff, 1856, 1887; Havzoğlu, 2021).

             Sonuç

            Rus seyyah, diplomat, jeolog, doğa tarihçisi Pierre Alexandrowitsch de Tchihatscheff’in 1858 yılında Anadolu’ya gerçekleştirdiği yedinci seyahati kapsamında Şebinkarahisar’da yaptığı jeolojik, botanik ve sosyo-ekonomik tespitleri ve gözlemleri, bölgenin o dönemdeki madencilik faaliyetleri, demografik yapısı ve biyolojik çeşitliliği hakkında birincil elden veriler sunmaktadır.

            Tchihatscheff, 10 Mayıs 1858’de Samsun’dan başladığı yolculuğunda, bugün kullanılan ana arterlerden farklı güzergâh takip etmiştir. Niksar, Başçiftlik ve Koyulhisar üzerinden Kelkit Vadisi'ni geçen seyyah, 12 Haziran 1858’de Şebinkarahisar’a ulaşmıştır. Şebinkarahisar’dan Giresun’a giderken de, bilimsel merakı gereği, zorlu ve ıssız olmasına rağmen şap yataklarının bulunduğu Licese güzergahını tercih etmiştir. Bu tercih, bölgenin jeolojik yapısının, şap üretiminin ve botanik zenginliğinin detaylıca belgelenmesini sağlamıştır.

            Tschihatscheff, Şebinkarahisar'ın (Karahisar-ı Şarki) isminin kaynağı olan şap madenlerine (Chabb-khané) büyük önem vermiştir. Tschihatscheff'e göre doğa saf alunit yatakları ile bir zenginlik sunmuş, ancak kötü yönetim, vergi baskısı, teknolojik gerilik ve orman tahribatı kaynaklı insan faktörü bu potansiyelin heba edilmesine yol açmıştır. Üretim durma noktasındadır; işletmeciler eski cevherleri eritmekle yetinmektedir.

            Tchihatscheff’in Şebinkarahisar’a yaptığı en büyük katkılardan biri botanik alanındadır. Akçaağıl, Şebinkarahisar, Licese ve Kümbet güzergahında topladığı 80 bitki örneği arasında, en önemlisi, 150 yıl boyunca izine rastlanmayan ve 2017 yılında yeniden keşfedilen Adonis cyllenea var. paryadrica (Sarı Dağ Gülü / Şebinkarahisar Gülü) türüdür. 

                                                                            



KAYNAKÇA

  • Anadolu Ajansı. (2017, 9 Ağustos). Endemik tür 150 yıl aradan sonra yeniden tespit edildi. Erişim tarihi: 9 Ocak 2026, https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/endemik-tur-150-yil-aradan-sonra-yeniden-tespit-edildi/880389 (URL 7)
  • Barth, H. (2017). Heinrich Barth seyahatnamesi: Trabzon’dan Üsküdar'a yolculuk 1858 (S. T. Noyan, Çev.). İstanbul: Kitap Yayınevi. sf. 37-44
  • Boissier, P. E. (1867). Flora Orientalis: Sive, enumeratio plantarum in Oriente a Graecia et Aegypto ad Indiae fines hucusque observatarum. Basileae: H. Georg. (sf.15-16)
  • Çavuşdere, S. (2007). 14. yüzyıl İtalyan kaynaklarında (Zibaldone De Canal, Francesco Balducci Pegolotti, Pignol Zucchello) Türkiye ticaret tarihine dair kayıtlar (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş.
  • Chisholm, H. (Ed.). (1911). Tchihatcheff, Pierre Alexandrowitsch de. Encyclopædia Britannica (11. baskı, Cilt 26) içinde. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025

https://en.wikisource.org/wiki/1911_Encyclop%C3%A6dia_Britannica/Tchihatcheff,_Pierre_Alexandrowitsch_de  (URL 1)

  • Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. (2018). Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı (2019-2023). Ankara: Tarım ve Orman Bakanlığı 12. Bölge Müdürlüğü.
  • Fontanier, V. (1829). Voyages en Orient, entrepris par ordre du gouvernement français de l'année 1821 à l'année 1829. Paris: Librairie Universelle. sf 131-138
  • Gönül, E. (2020). De Tchihatchef, Pierre. Türkiye Turizm Ansiklopedisi. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/de-tchihatchef-pierre (URL 2)
  • Havzoğlu, T. (Çev.). (2021). Küçük Asya: Klein Asien P. de Tchihatchef, 1887. Academia.edu. https://www.academia.edu/49483077/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Asya_P_de_Tchihatchef_1887 Erişim tarihi: 09 Ocak 2026
  • İş Kültür Yayınları. Erişim tarihi: 19 Aralık 2025, Pierre de Tchihatchef., https://www.iskultur.com.tr/yazarlar/pierre-de-tchihatchef (URL 3)
  • Kandemir, A. (2018). Giresun ve Gümüşhane illeri Sarı Dağ Gülü (Adonis cyllenea var. paryadrica) tür eylem planı yönetici özeti.
  • Kansız, A. (2018). Osmanlı Devleti’nde bir maden mukataası: XVIII. yüzyılda Karahisar-ı Şarkî şaphanesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon. sf. 106-112
  • Porter, R. K. (1823). Travels in Georgia, Persia, Armenia, ancient Babylonia, &c. &c, during the years 1817, 1818, 1819, and 1820 (Cilt 3). Londra: Longman, Hurst, Rees, Orme, and Brown. sf 686-692
  • Taylor, J. G. (1868). Journal of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes of researches in the Deyrsim Dagh, in 1866. Journal of the Royal Geographical Society of London, 38, 281-361.
  • Tschihatscheff, P. A. (1856). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Climatologie et zoologie. Paris: Gide et J. Baudry. sf 606-607
  • Tschihatscheff, P. A. (1858). Voyages Scıentıfıques. - Exploration De L'asie Mineure. (Lettre De M. P. De Tchihatcheff À M. Euc De Bcauinonl. Comptes rendus hebdomadaires des séances de l'Académie des sciences, 47, 216-219. Paris.
  • Tschihatscheff, P. A. (1859). Lettres sur la Turquie. Bruxelles ve Leipzig. sf 11
  • Tschihatscheff, P. A. (1859). Itinerar der kleinasiatischen Reise P. v. Tschichatschef's

im Jahre 1858. Zeitschrift für allgemeine Erdkunde,. Berlin: Verlag von Dietrich Reimer. sf 281-283

  • Tschihatscheff, P. A. (1860). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Botanique (Cilt 1-2). Paris: Gide.
  • Tschihatscheff, P. A. (1867). Asie Mineure: Description physique, statistique et archéologique de cette contrée - Géologie (Cilt 1). Paris: L. Guérin. sf 378-390
  • Tschihatscheff, P. A. (1867). Carte de l'Asie Mineure contenant les itinéraires de P. de Tchihatchef, BM Archives. https://www.bmarchives.org/items/show/100202868# Erişim tarihi: 19 Aralık 2025 (URL 4)
  • Tschihatscheff, P. A. (1887). Klein Asien. Leipzig-Prag: G. Freytag. sf 92-93
  • Tschihatscheff, P. A. (2025). Türkiye mektupları (M. Özkan, Çev.). İstanbul: Kronik Kitap. (sf, 31 ve 112)
  • Wikipedia. Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Gaius Plinius Secundus.

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaius_Plinius_Secundus (URL 6)

  • Wikipedia. Erişim tarihi: 09 Ocak 2026, Pedanios Dioskurides.

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Pedanios_Dioskurides (URL 5)